Çoklarının Telaşı Öğretmek

Çoklarının telaşı öğretmek. Birilerine bir şeyler öğretmek. Bir saatte, iki günde, haftada ya da ayda…

Nasıl mı? En çok sosyal medyada izliyorum. Ne çok eğitmen, uzman ve danışman var. Ne çok…

Bu kişilerin ardında nasıl bir birikim var? Hangi süreçlerden sonra eğitmenlik yapıyorlar? Nasıl bir yetişme halindeler? Ne zamandan bu zamana çıraklık ve kalfalık bitti de usta ya da uzman oldular?

Sahi uzmanlık lisans programından sonra üniversiteden yüksek lisansla alınan bir unvan değil miydi? Nasıl oluyor da kendi kendine uzman deyince “uzman” olunuyor? Hoş her üniversitenin yüksek lisans programı acaba aynı yetkinlikte birey mi yetiştiriyor?

Öte yandan lisans programı farklı, yüksek lisans çok farklı alanlarda sürdürülmüş. Peki yüksek lisansta edinilen beceriler lisans derslerinin tümünü nasıl kuşatacak? Belki bazı bölümler için bu fark “okunarak” kapatılabilir, ancak özellikle etkileşimli olması gereken (Eğitim bilimleri, psikoloji, psikolojik danışmanlık vb.) alanlardaki eksiklikler nasıl tamamlanacak? Tamamlanamayacaksa neden bu bölümlerin lisans programı var?

Danışmanlık örnekleri de neredeyse her alanda. Bu iş bu kadar kolay mıdır? Yapılacak işler listesi yazar gibi danışmanlık olur mu?

Yıllardır lisans dersleriyle yetişen ve henüz öğretmenlik yapmayanlara ya da öğretmenlik mesleğini sürdürenlere katkı vermeye uğraşıyorum. Yetişen genç meslekdaşlarım için hep şunu dedim: “İyi, nitelikli ve başarılı” işler yapıyorlarsa kendi biriktirdiklerindendir. “Eksik ve yanlış”  adımlar atıyorlarsa bendendir. O zamandaki bilgisizliğimi, eksikliğimi ve yanlışlarımı onlara da yansıttım demek ki derim…

Öte yandan her düzeydeki öğretmenle buluştuğumda paylaştığım bir tümcem vardır. “Ben sizin işinizin cahiliyim!” Lisans öğrenimim sırasındaki öğretmenlik meslek dersleri, okul deneyimi saatleri, sivil toplum çalışmalarımdaki etkinlikler ya da  öğrencilerimi ziyaretlerim dışında ilk, orta ve lise düzeyinde 45 dakika sınıfta durmuşluğum yoktur. Bunun için “söylediklerimden ya da örneklerimden işinize yarayanı alın gidin, gerisini bana bırakın” derim…

Eğitmen, uzman, danışman… Çoklarının telaşı öğretmek. Aklımda yanıtını bulamadığım onlarca soru…

Çevremde gördüğüm örneklerin tümü eğitimlerin konularını, yerlerini ve tarihlerini paylaşıyor. Onca çeşitlilikte kimdir bu insanlar diyemeden sayfalar ardı ardına diziliyor. Peki ama bunca öğreten (!) varsa öğrenenler kim? Alıcılar neredeler? “Şunu öğrenmek istiyorum” diye yazana ve arayana rastlamadım. Acaba onlar bütün bu eğitimleri sessizce mi izliyorlar?

Peki ya öğrenmek? Güncellenmek? Yenilenmek? Eskimişleri değiştirmek? Yanlışları düzeltmek? Yeniden öğrenmek?

Bir süredir çevrimiçi dersler alıyorum. Dersler arasından bildiğimi sandığım bir konuyu seçtim. Saatler, belki de günler sürecek dersin bölümlerini neredeyse bir saat içinde bitirdim. Hızlı okudum. Okurken düşünmedim. Düşünüp önceden bildiklerimle birleştirmedim.

Ekranda “Final Sınavı” yazıyordu. Hemen yanıtladım. Hızlı hızlı okudum, kendimce doğru yanıtı seçtim ve işaretledim. Sonraki soruya geçtim. Derken soruların tümü bitti. Sonuç: 50 Kaldı!

Şok! Şok yaşadım! Şoke oldum! Başka ne denir ki?

Ayaküstü beslenme gibi… Hızlı yemek gibi… Yaaa işte böyle! Sen bildiğini sandın değil mi? Kendime kızıp, ekranı kapattım. Yattım.

Sabaha kadar içim içimi yedi. Sağa sola döndüm. Uyuyamadım. Neden doğru dürüst okumadım? Neden çalışmadım? Zaman ayırmadım? Yeterince ciddiye almadım?

Sabah kahvaltısından sonra ilk işim ekranı açmak oldu. Sonuca bir daha bakayım derken kırmızıyla yazılmış bir satır gördüm: “2. Sınav Hakkı!”

O sabah, yapmam gereken ancak acil olmayan pek çok işimi bir kenara bıraktım. Dersi ders gibi okuyarak, düşünerek, tekrarlayarak ve sorulara dikkatle yanıt vererek çalıştım. Böylece 2. Sınav hakkımı kullandım. Dersimi 90’la geçtim.

Sonuç olarak ne öğrendin Tülay? Yavaş yavaş… Anlayarak… Düşünerek… İlişkiler kurarak… Bağlantıları sorgulayarak… Yeni örnekler bularak…

Eğitim bilimlerinde yetişenler “bireysel farklılıklar” ifadesini çok boyutlu yorumlar. Demek ki benim öğrenme biçemim zihnimde sindirerek, sakin ve acele etmeden olmalı. Telaşla öğrenmek istersem sonuçta başarısızlıkla karşılaşıyorum. Peki bunca eğitmen, uzman ve danışman ne zaman, hangi yollarla, nasıl  bu kadar “eğitmen, uzman ve danışman” oldular? Biri bana anlatabilir mi?

Soruların peşine takılmışken aklıma Murathan Mungan’ın Tuğla kitabındaki satırlar geldi: “Emeğin ve niteliğin gün günden değersizleştiği, vasıflı insanın önem kaybına uğradığı, hemen herkesin kolaylıkla her şey olduğu ve her şeyi o işin uzmanıymışçasına yapıyor göründüğü, toplumun hemen her kesiminde kendini bilmezliğin, sınır tanımazlığın tırmanarak yaygınlaştığı bir ülkede cüret sözcüğünün olumlu içeriğinden gün günden uzaklaştığı, hatta giderek hiçbir şey ifade etmez hale geldiği rahatlıkla söylenebilir.”

Acaba “Çoklarının Telaşı Öğretmek” derken ben de biraz cüret etmeyi ya da haddini bilmeyi mi düşünüyorum… Düşünüyorum… Ne bu sorular biter ne de düşünmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir