1 Eylül 2019

Üç Adımda Koçluk

uc-adimda-kocluk

Tüm canlı türleri arasında en güçlüsü, en hızlısı, en büyüğü, en küçüğü hangisidir bilemem. Ancak değişime en hızlı ve başarılı uyum sağlayanın, insan denen canlı olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Burada değişimden kastettiğim, fiziksel koşullar değil; zihinsel koşullar!

 

Değişim konusundaki büyük becerisine rağmen insan, ulaşım ve bilişimde gittikçe artan hız nedeniyle yine de bazen zorluklar yaşayabiliyor. Çünkü, her geçen gün daha da zorlaşan ve farklılaşan değişim süreçleri ile karşı karşıya geliyor. Bu değişim süreçlerinde, daha fazla sayıda ve farklı yapıdaki insan ile daha fazla ve farklı nitelikteki durumu büyük bir hızla ayrımsamak, yorumlamak ve değerlendirmek gerekebiliyor. Kimi zaman bu hız, özellikle karar verme süreçlerinde zihinsel bir karmaşaya yol açabiliyor. Bu karmaşa, verilmesi gereken kararlar, atılması gereken adımlar veya tercih edilmesi gereken seçenekler konusunda bireyi güç durumda bırakabiliyor.

İşte bu nokta, ‘koçluk’ mesleğinin ortaya çıkmasının en güçlü nedeni. Çünkü, dağınık yaşamların yol açtığı dağınık zihinler, bazen kendilerini toparlayacak doğru yolları göremiyebiliyor. ‘Koç’, bu dağınıklığın toparlanarak, aranan şeyin bulunmasına, bulunan bu şeyin de gerçekten aranan şey olup olmadığının anlaşılmasına yardımcı oluyor.

Peki bu sözü edilen ‘yardım’ nasıl gerçekleşiyor?

İlk adım, ‘koç’ un zihinsel hazırlığı. İkinci adım, ‘danışan’ ın kararlılığı. Üçüncü adım ise, her ikisinin de sürekliliği. Haydi şimdi bunlara kısaca değinelim:

İlk adımda ‘koç’, kendisine anlatılan konular ne olursa olsun, kendi düşüncelerini dizginlemek iradesine sahip olmalıdır. Egosunu ve yargılarını daima denetim altında tutabilmelidir.

Yorumlayıcı değil, sentezleyici davranabilmelidir. Bunu yaparken, ‘danışan’ ın güçlü yanlarını keşfetmeli ama onun her söylediğine de inanmamalıdır. (‘Danışan’ kimi zaman, öyle sandığı veya umduğu bir şeyi de gerçek olarak hissedip söyleyebilir çünkü.)

Vereceği tepkilerin, anlatımın içeriğini değil sadece anlatılmasını destekleyici nitelikte olmasına gayret etmelidir.

‘Koç’, dikkatini sadece ‘danışan’ ında odaklamalı, bu arada kendisinin de taraf olmayı isteyebileceği durumlara karşı da uyanık olabilmelidir.

Empatik dinleyicinin gerekliliklerini yerine getirebilmelidir.

Ve son olarak, ‘danışan’ ını söz, ses, beden dili ve cümle kalıpları ile anlatım tarzı çerçevesinde de gözlemleyebilmelidir. Çünkü soracağı tüm sorular bu gözlemlerdeki başarısı oranında güç kazanacaktır.

‘Koç’un kendisine sorması gereken soru şudur: “Ben, benliğimi bırakıp, karşıdan gelebilecek her türlü farklılığa yansız bakabilecek miyim?”

İkinci adımımızda ‘danışan’, kendisine yeri geldiğinde meydan okunacağını, sarsılabileceğini ve çeşitli sorulara olabildiğince dürüst yanıtlar vermesi gerektiğini bilmelidir. Bu zorlayıcı süreçte en önemli noktanın, kendi değişme kararlılığı olduğunu aklından çıkarmamalıdır.

‘Danışan’ ın kendisine sorması gereken soru şudur: “İstediğim değişimi aslında istemediğimi farketmeye veya bu değişimin gerçekleşmesi için göze almam gereken bedelleri ödemeye hazır mıyım?”

Üçüncü adım, yapılan görüşmelerde ‘koç’ un elde ettiği başarı veya başarısızlığın, ‘danışan’ ın kendinde gördüğü kimi olumlu veya olumsuz değişimlerin etkisinde kalmamalarıdır. İkisi de şunu çok iyi bilmelidir ki, değişim güçtür ama değişimin kalıcılığı daha da güçtür. Yani her iki taraf da hedeflenen değişimde, kesin başarı elde edildiğine ikna olana kadar görüşmeleri sürdürmelidirler.

‘Her ikisinin de kendilerine sormaları gereken soru ise şudur: “Emin miyim?”

Paylaş!
LinkedIn
WhatsApp
X
E-posta
Facebook
Print

Benzer Yazılar