1 Eylül 2019

Yeni Bir Kavram Önerisi – Problemsizlik Gerçeği

yeni-bir-kavram-onerisi-problemsizlik-gercegi

4 yıldır verdiğim eğitimlere baktığımda insanlarla bir arada olmamı en fazla sağlayan başlığın ‘’Problem Çözme Teknikleri’’ olduğunu gördüm. Anladığım o ki; problem kavramı iş dünyamızın tatlı belası. Kavramın akademi öğretisindeki tanımı şöyle: “Nefes almaya başladığımız andan itibaren çözmeye başladığımız şey.” Gerçekten de öyle. Doğumdan hemen sonra hayata tutunabilmek için ilk nefesi almak zorundayız. Popomuza vurulan ufak şaplak göğüs kafesimizi hareket ettirir ve başlarız o nefesi almaya. Ancak havanın bileşimindeki oksijen o körpecik ciğerlerimizi yakar. Ağlamamız bu yüzden. Kısa sürede çözeriz bu problemi ve bizi ilk başta ağlatan eylem aynı zamanda hayata tutunmamızı da sağlar. Hayatın gerçeklerine dair ilk ipucuyu burada görüyoruz belki. Önce bedel, sonra fayda.

 

Problem çözümüne dair karşılaştığımız engelleri katılımcılarımızla beraber sorgulamayı seviyorum. Çok iyi öneriler duyuyorum. Yıllar içinde fark ettiğim en önemli engel ise şu oldu: “Birinin problem olarak gördüğü/algıladığı durumu diğerinin/diğerlerinin problem olarak görmemesi.” Bu duruma defalarca şahit oldum ve alanyazında hangi kavramla ifade edilir diye merak ettim. Gördüm ki tanımlanan bir kavram yok. Google’da yaptığım 21.11.2016 tarih ve 02.12 saatli aramada karşıma çıkan sonuç da şu oldu:

problemsizlik-gercegi

Kavram olmadığına göre geliştirmenin bir sakıncasını görmedim. Problemlerin çözümünde karşılaştığımız en önemli engellerden birinin adını “Problemsizlik Gerçeği” olarak tanımladım.

Hayatımızın finansal açıdan devamlılığı için mecburen veya isteyerek gittiğimiz işyerlerinde sayısız problemle karşılaşmamız doğal. Bizden önce yaşayanlar karşılaştı ve bizden sonra gelen kuşaklar da aynı gerçekle yüzyüze gelecek. Yani “sıfır problemin” olması mümkün değil. O halde problemlere sürprizmiş gibi davranmayı bırakmayı önermek durumundayım. Satış hedeflerine ulaşamayan ilk ekip siz değilsiniz. Üretim hedeflerini tutturamayan ilk işletme de siz değilsiniz ve işin gerçeği şu ki; son da olmayacaksınız. Özellikle yönetici konumunda çalışanların asli işinin problem çözmek olduğuna inanıyorum. Problemin olmadığı yerde size neden ihtiyacımız olsun ki? İşimizi yaparız olur biter. Eğitimlerimizde odak noktamızın problemlerin varlığı yerine bunların çözüm hızı olması gerektiğini savunuyoruz. Herhangi bir perfomans ölçme sistemi uygulayan kurumlara da başarı kriterleri arasına problem çözme hızını almalarını mutlaka öneriyoruz. Bunun daha gerçekçi bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.

Problem çözme hızımızı ne etkiler diye baktığımızda birçok öneri getirmek mümkün. Bilgi ve kaynak eksikliği, iletişim hataları, olayları kişiselleştirme, analiz yapmamak ve zamanlama hataları gibi öneriler çokça duymaya alıştığım ve aynı zamanda da tutarlı olduğuna inandığım öneriler oluyor. Bununla beraber listenin en başına “Problemsizlik Gerçeğini” koyma taraftarıyım. Çünkü bir tarafın problem olarak gördüğü şeyi diğeri öyle görmüyorsa, iletişimleri harika ve bilgi ve kaynakları yeterli de olsa, olayları kişiselleştirme ve zamanlama hatası zaafiyeti olmasa bile muhtemelen problem çözülmeyecektir. Bu sebeple problem çözümüne geçmeden önce problemin sahiplerini oluşturmak gerekiyor. Ne zaman ki problemin gerçekteki tüm tarafları problemin varlığı konusunda hemfikir olur, işte o zaman problem çözme hızımız artar.

‘’Problemsizlik Gerçeği’’nin acı örneklerine rastlamak fazlasıyla mümkün;

  • Şirket yöneticileri kar elde etmeyi hedefler, çalışanların böyle bir derdi yoktur.
  • Şirket yöneticileri değişimi düşünürken bu konu, çalışanların umurunda bile olmaz.
  • Çalışanlar huzurlu bir iş yeri derdinkeyken yönetimin bundan haberi bile yoktur.

Bu listeye baktığınızda yabancılık çekmediğinizi düşünüyorum. Otursak en az 10 maddeyi daha rahatlıkla yazarız el birliği ile. Buna benzer problemlerle karşılaşmanın doğal olduğunu söylemek mümkün. Ancak ilginç olan şu ki; kurumlarda bu tür problemlerin varlığından mutlu olan insanlar bile görebiliyoruz. Çünkü sevmediği tarafın acı çekmesinde sakınca görmüyor bazı insanlar. Mesele şu ki; problemlerin neden çözülemediğine dair yaklaşımlarımız yeterli olmayabiliyor. “Şu kadar yatırım yaptık, yine de başarılı olamadık. Şu kadar zam yaptık, yine de memnun edemedik. Şu kadar fedakârlık yaptık, yine de memnun olmadılar.” gibi cümleler gerçeği yansıtıyor olabilir ancak hiçbir işe yaramaz. Var olan problemleri çözmek için öncelikli ortak bir paydada buluşmaya ihtiyacımız var. Bu da ‘’Problemsizlik Gerçeği’’ olarak tanımladığımız kavramın gereklerini yerine getirerek mümkün olabilir.

Danışmanlığını yaptığımız kurumlarda uzun soluklu çalışma fırsatımız olduğu için problemsizlik gerçeğini aşmanın yollarını aradık ve nihayetinde bir öneri getirebiliyoruz: Problemi ilgili tarafların hep beraber tanımlaması. Yani kök nedene yapılan yolculukta ilgili herkesin katkısının olması. Bu tür bir çalışmadan katkı sağlayan bireyin daha sonra o problemi görmezden gelme şansı pek kalmıyor. Bu yaklaşımın sahada işe yaradığına defalarca şahit olduk. Bir projemizde ürün bazlı kârlılık analizi yaparken bazı ürünlerin fiyatlandırmasının doğru olmadığını tespit ettik. Bu da bize öngörülen kârlılığa neden ulaşılamadığının ip ucunu vermişti. Ancak ihracat müdürümüz ilk başta bizimle aynı fikirde değildi. Tecrübe olarak geliştirdiği fiyatlandırma sistemine yürekten inanmış ve bulgularımız da pek beğenmemişti. Bu aşamada olan şey şuydu; bizim problem olarak gördüğümüz şey onun için problem değildi. En azından henüz değildi. Dirence dirençle karşılık vermek yerine kendi sistematiğini bize bir sunumla izah etmesini istedik. Kalabalık bir ekibe sunum yapma heyecanı ile güzel bir sunum hazırlamış ve öyle de sunmayı başarmıştı. Hatta o kadar etkili oldu ki biz bile bir ara “Acaba yalnış mı yaptık?” diye düşünmedik değil. Sunumdan sonra sorduğumuz birkaç soruda ise kurumun gider bütçesine dair pek bilgisi ve konuyla ilgisi de olmadığı ortaya çıktı. İhracat müdürümüz bunu istemeyerek de olsa kabullenince sıra bize geldi. Öngörülen kârlılığın neden altında kaldığımıza ilişkin kök neden analizini hep beraber yaptık ve ilgili bulgulara hep beraber ulaştık. Kim haklı oyunu oynamak ve olayı kişiselleştirmek yerine problem çözme yöntemlerinden birini kullanarak ortak paydada buluşmayı başardık. Kısa süre sonra fiyatlandırma sistemi bizzat ihracat müdürümüz tarafından revize edildi. Bir yılın sonundaki cümlelerini ise hatırladıkça gülümsüyoruz: ‘’Kârlılık problemini nihayet çözdüm!’’ Ellerine sağlık müdürüm. Hep beraber kazanalım da problemi çözen sen ol. İtirazımız yok.

Daha önce de ifade ettiğim gibi: ‘’Problemsizlik Gerçeğini aşmanın yolu, kök nedene tarafların hep beraber inmesidir.’’ Orada çekilen fotoğrafa hep birlikte baktığımızda artık geri dönüş olmaz. Problemi çözememek veya çözmeyi tercih etmemek ayrı bir tartışma konusu. Ancak en azından varlığına dair hemfikir olmak önemli bir kazanım olacaktır diye düşünüyorum.

Paylaş!
LinkedIn
WhatsApp
X
E-posta
Facebook
Print

Benzer Yazılar