Can Şerif’im ve bugünkü adıyla İzgören Akademi’yle 2000 yılında tanıştım. Beraberliğimizin 26. Yılındayım. Ekiple 30. Yılımızı kutluyoruz.
Arkadaşlıklarım ve dostluklarım dışında iş ya da özel hayatımda 26 yıl sürdürdüğüm beraberlik olmadı. Bilinen ifadesiyle profesyonel bir ortamda bulunmadım. İzgören Akademi’yle çeyrek asırı geçen yılları yaşadım, yaşıyorum.
Geçmişten günümüze baktığımda yaşamımdaki “kilit taşları” bu süreçte yerli yerine oturmuş. Kilit taşının çok yönlü işlevi gibi, eğitmenliğimin keyfini, yoğunluğunu ya da üstüme binen ağırlığını yanımdaki eğitmenlerle ve çalışma arkadaşlarımla paylaşmışım. Böylelikle çok denemiş, değiştirmiş ve dönüşmüşüm:
- Bilimsel düşünmeden ayrılmadım, en iyiyi aramayı sürdürdüm.
- Öncelikli ve geçerli olanı izledim, yeni örnekler buldum.
- Özen gösterdim, titizlikle karşılaştım.
- Saygı sundum, sevgiyle kucaklandım.
- Gönüllü oldum, içtenliği gördüm.
Öte yandan “kilit taşları” çöker mi? Dayanıklılığını yitirir mi? Sağlamlığı azalır mı? Elbette hayal kırıklığı yaşadığım, üzüldüğüm, canımın sıkıldığı ve başa çıkamadığım durumlar oldu.
Her defasında beni dinleyen en az bir kişi vardı. Birlikte düşündüğümüzü, çözüm aradığımızı ve daha iyi nasıl yapacağımızı konuştuk. Boşlukları doldurduk. Birikintileri temizledik. Çatlakları tamamladık. Öyle olmasaydı yıllar yıllara eklenemezdi. Karşılıklı anlayış birliğine ulaşılamazdı.
Bir Eğitmen Danışman Olarak 30 Yılda En Çok Öğrendiğim 5 Şey
- Her kurum, her birey kadar özgün, biricik ve farklıymış. Aynı olan kurumdaki çalışanın ya da katılımcının kendini değerli hissetmesini sağlamakmış. Eğitmen sahici, olduğu gibi ve içtense aradaki bağ çok kısa sürede kuruluyormuş. Bundan sonraki adımlar kolayca atılıyormuş.
- Katılımcı ya da eğitmen olsun eğitim süreciyle ilgili isteyen kişiye geribildirim vermek en çok eğitmeni güçlendiriyormuş. Karşılıklı paylaşım ön yargıyı ortadan kaldırıyor, kalıp düşünceleri yok ediyor ve gerekçelerle konuşmak iletişimi sağlamlaştırıyormuş.
- Türkçe duyarlılığı herkes için geliştirilebilir bir düşünce, tutum ve alışkanlıkmış. Özsaygımızı pekiştirmek için Türkçe söz varlığını kullanmak değerliymiş. Türkçenin yaşamış, incelmiş ve demlenmiş dağarcığını paylaşmak mümkünmüş.
- Zamanı yönetmek, saate bakıp kullanmak değilmiş. Aslolan, o saatte ya da saatlerde ortamdaki herkes için etkili, geçerli ve verimli zaman dilimini düzenlemekmiş. Böylece zaman, geleceğe kaydedilebilirmiş. Bunun için herkese zaman tanımak yeterliymiş.
- “Ben bu katılımcının yerinde olsaydım…” diye düşündükçe öğrenme sürecini planlamak kolayca çeşitlenebiliyormuş. Katılımcının dikkatini toplama, onu istekli kılma, yenilenirken keyif almasını sağlama, bulunduğu anın tadını çıkartma, özgüveni sağlamlaştırma vb. beceri ve yetkinlikler geliştirilebiliyormuş.
İzgören Akademi’de birbirimizin kişiliğine saygı, emeğimizde güç birliği, geçmişin ve bugünün bilgisini paylaşma, gerektiğince esneklik, değerlerde bütünleşme çabası ve çabamız olduğu için 30 yaşa ulaştık.
“Daha!
Mustafa Kemal’i gördüm düşümde,
Daha, diyordu.
Uğruna şehit olasım geldi hemen
Sabaha, diyordu.
Al bir kalpak giymişti al,
Al bir ata binmişti, al,
Zafer ırak mı? dedim,
Aha, diyordu.
Fazıl Hüsnü Dağlarca”
Sen daha çok yaşa İzgören Akademi!
Varlığınla çoğalttığın güven, coşku ve gurur hepimizle sonsuz olsun…
Tülay Üstündağ
Eğitmen-Danışman











