Maslow bize Türkiye hakkında ne anlatıyor?

“Toplumumuzda herkes, kendisine, sabit, sağlam temellere dayanan yüksek bir değer biçilmesine muhtaçtır ya da bunu ister.”

Bu sözler Maslow’a ait.

Abraham Maslow, dünyada tanınan ve “hümanist psikoloji”nin kurucusu olan önemli bir bilim insanıdır. Maslow’un  bir çok çalışması olmasına rağmen biz onu genellikle “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” ile tanıyoruz. Psikoloji ve eğitim dünyasının sıklıkla kullandığı bu piramit aradan yıllar geçse de üzerinde düşünülmeyi ve tartışılmayı hak ediyor. Öncelikle bu piramidi bir anımsamakta fayda var;

Maslow temelde fizyolojik ihtiyaçları konumlandırır. Bunlar, yaşamak için temel ihtiyaçlardır; Yemek, su, barınma, giyim kuşam, uyumak bu kategoride yer alır.

Bir üstte yer alan güvenlik ihtiyacında sağlık, iş, mal mülk, aile vardır. Sevgi ve aidiyet katmanında, samimi ilişkiler kurma ve başkalarıyla yakınlık kurma isteği yer alır. Zirveden bir önceki adım, ” özgüven” dir. İçeriğinde, güven, başarı, başkalarından saygı görme, itibar vardır. Ve en nihayetinde Nirvana “Kendini gerçekleştirme” adımıdır. Artık bu aşamada, yaratıcılık, özgün değerler ve kendini kabul etme vardır.

Peki tüm bunların benim ülkemde ilgisi nedir? Maslow, şunu savunur; “Herhangi bir basamaktaki ihtiyaçlar karşılanmadığı sürece bir üst basamağa çıkmak mümkün değildir” der. Ülkemizde yaşanan bir çok sorunun temelinde ilk iki basamaktaki ihtiyaçların hala tam olarak karşılanmaması yatıyor. Sağlıklı beslenme, barınma, sağlık hizmetleri ile ilgili ihtiyaçlar tam karşılanamamış durumda. Çoğumuz hayat mücadelesinde ilk önce ya birinci ya da ikinci basamaktayız. Buradaki ihtiyaçları   tamamlamaya çalışıyoruz. Bu temel basamaklar tamamlanmadan sevgi ve aidiyet tarafına geçmek mümkün gözükmüyor.

Şirketlerde patronlar ve yöneticiler çalışan bağlığını arttırmak için gayret sarf ederler. Oysa çalışan daha temeldeki sorunları çözemez, barınma, yemek, giyim gibi ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda olursa şirketine nasıl bağlı olabilir? Kafasında bu temel ihtiyaçları yaşanan çalışan nasıl özgüvenli olur, hele hele nasıl kendini gerçekleşme basamağına çıkabilir? Bu pek mümkün gözükmüyor.

Ülkeler bazında incelediğimizde de ilk iki basamakta debelenen ülkelere “gelişmekte olan ülkeler” adı veriliyor. Yurttaşlarının temel ihtiyaçları karşılanmış ülkeler özgüvenli bireyleri topluma kazandırabiliyor, katma değerli işler, yaratıcılık, inovasyon buralarda hayat buluyor.

Maslow, kendini gerçekleştirme aşamasını da şöyle tarif eder; “Kişinin düşünce ve eylemlerinin kendi özgün değerleri tarafından şekillendirildiği gerçek bir özerklik halidir. Bu aşamaya ancak alttaki tüm ihtiyaçlar giderildiğinde gelmek mümkündür. Tüm bu ihtiyaçlarımız karşılandığında, kim olduğumuzu, gerçekten neye inandığımızı, nasıl yaşamak istediğimizi açıkça görebiliriz. Tam potansiyelimize ulaştığımız bu nokta hayatın gerçek amacıdır”* der.

Sorun sistem sorunudur. Ancak sistemleri de bireyler kurgular. Sağlıklı, temel ihtiyaçları karşılanmış, özgüvenli bireylerin oluşturduğu toplumlar geleceğe güvenle bakabileceklerdir. Bireyin tüm bu yapıyı fark etmesi, kendi gelişimi için adım atması, yaptığı iş kalitesini arttırması kartopu gibi büyüyecek ve refah içinde bir toplumun temelleri atılmış olacaktır.

 

Kaynak: Freud bu işe ne derdi ? – İş Bankası Yayınları

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir