Kofona Corona

Tıpkı güçlü çenesini ve keskin dişlerini kullanmaktan hiç çekinmeyen, önüne gelen her türlü balığı parçalayan yırtıcı balık kofana gibi, hayatımızı keskin dişleri arasına aldı Corona. İş verenler, çalışanlar, devlet kurumları, ülkeler, serbest çalışanından kurumsal çalışanına kadar daha bir çokları Corona’nın keskin dişlerini gördüğü andan itibaren  tedbirler almak için birbirleri ile yarışmaya başladılar.

Şu sıralar çok fazlasıyla duyduğumuz ‘online’ kelimesi, bu güne kadar hiç bu sıklıkta  kullanılmamıştı diye düşünüyorum. New York borsasında hisse senedi olsa tavan yapardı. Zaten global anlamda baktığımızda da bu sektörlerde hizmet veren, ki şu anda en popüler olanın Zoom olduğunu gözlemliyoruz, hisse değerinin hızla yükseldiğini, son yılların popüler çocuğu Uber’in ise hızla değer kaybettiğini yapılan istatistiki çalışmaların bize verdiği bilgileri okuyarak anlıyoruz.

Evet kartlar yeniden dağıtıldı ve dağıtılan kartları en doğru nasıl dizeriz diye uğraşıyoruz. Burada asıl dikkat edeceğimiz unsur ise hepimize aynı kart verilmedi.

Kaynak aynı fakat, herkesin oradan katkı alacağı voltaj farklı. Hepimiz alışkın olmadığımız bir yolda kör ebe oynar gibiyiz. Bu durum sosyal boyutta ilişkilerimize de yansıyor. Uzaktan uzağa yan yana olmaya çalışıyoruz.

Peki tüm bunların ötesinde iletişim kurarken alanı genişletebilmek adına en doğru neler yapabiliriz?

İletişimde bizi mutlu eden en önemli unsur fark edilmek. Bir kişi farkına varıldığını hissettiği anda size yüzünü dönmeye başlıyor. Fark edilmenin ötesinde arzu ettiğimiz duygunun adı da; değerli hissetmek. Bir kişiyi değerli hissettirmenin bir çok yolu var.

İletişim sürecinde bunu oluşturabilmenin en önemli yolu göz teması kurmaktır. Özellikle şu süreçte yaptığımız internet üzerinden canlı toplantılar ya da her ne maksatla yapıyorsak canlı yayınlarda göz temasını kurmakla ilgili güçlük çekiyoruz. Konuşurken etrafa bakmak ya da karşımızdakinin görüntüsüne bakmak bu teması yok ediyor. Kameraya bakmak ise kişi ile göz teması kurmamız sağlıyor. Çok basit olmakla birlikte bunu hafif bir tebessümle birleştirdiğimiz anda karşımızdaki kişi, kendini hem değerli hem de fark edilmiş hissediyor. Mesafeleri yakınlaştırıyor.

“İnsanları geçimsiz yapan sevgisizliktir. Birbirine düşman eden iletişimsizliktir. Güzellikten yana ne varsa yok eden ilgisizliktir” diyor, büyük düşünür Konfüçyus.

İnsanı geçimsiz yapan sevgisizlik, evet doğru, ben buna katılıyorum ve ekliyorum; insanları geçimsiz yapan sevgiyi ifade etme şekli ya da ifade edememe şeklidir.

Bu durumda kişileri önce öfkeye ardından literatürdeki ismiyle çatışmaya yönlendiriyor. Ne zaman biz kendimizi sosyal iletişim içinde engellenme, direnme, ters düşme, anlaşmazlık ya da uyuşmazlık durumunda buluyoruz, işte o zaman çatışmaya başlıyoruz. Çatışmayı yönetememek bizi hem mental anlamda hem de fizyolojik anlamda yoran, hatta ruhsal sağlığımıza zarar veren bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Araştırmacılar, kişiler arası iletişim çatışmalarının başlıca nedenlerini şu şekilde sıralıyor:

  • Farklı bilişte olmak,
  • Farklı bir algıda olmak,
  • Yetkin iletişim becerilerine sahip olmamak,
  • Farklı kültürel faktörlerden beslenmek,
  • Rol farklılıklarını dengeleyememek,
  • Sosyal ve fiziksel çevrelerden kaynaklanan unsurlar,
  • Verilen mesajın niteliği.

Özellikle bu günlerde, iki başlığın bir yıldız gibi parladığını görebiliyoruz. Bunlardan birincisi sosyal ve fiziksel çevreden kaynaklanan unsurlar. Evlerimize kapandığımız, işe gitmek zorunda olanlar için sosyal mesafenin korunmasının zorunlu olduğu bu dönemde, sosyal hayata katılamamak engellenme duygusunu açıya çıkarıyor, ardından  bizi çatışmaya yönlendiriyor.

İkinci unsurun ise verilen mesajların niteliği olduğunu düşünüyorum. Burası lisanımünasip olarak karşımıza çıkıyor. Türk Dil Kurumu’na göre anlamı; karşısındakinin kolayca anlayabileceği dil ve üslup kullanmak.

Demek oluyor ki; dili ve üslubu doğru seçmek, iletişimde çatışma yönetimini sağlamak açısından önem arz ediyor. Örnekleyecek olursak;

  • Hiçte bile…
  • Ben kararımı çoktan verdim.
  • Haklısın ama…
  • Bunu da mı demiştin?
  • Anlatamadım galiba…

Gibi söylemler hiç de lisanımünasibe uymuyor. Uymadığı gibi çatışmaya yol açıyor.

Şirazi der ki; “Yanlış üslup ,doğru sözün celladıdır.”

İletişimde, doğru anlamı karşı tarafa duyurabilmek ve çatışmayı yönetebilmek, doğru üslubun kullanılmasından geçiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir