Kararlarımız Ne Kadar Bize Ait?

Karar verme, kişinin kendi yaşamı, yaşam kalitesi için elinde olan en önemli becerilerden biridir. Karar verme tanımına bakılırsa bir ihtiyaç durumunda bu ihtiyacı karşılamak amacıyla mevcut seçeneklerden duruma en uygun olanın seçilmesi şeklinde görüyoruz. Yani bir seçme işinden bahsediyoruz. Bunun her ne kadar matematiği, metodu olsa da önümüzde sergilenen seçenekler acaba ne kadar kendi seçme özgürlüğümüze göre var oluyor?

Cass R. Sunstein, Richard H. Thaler tarafından yazılmış Dürtme isimli kitapta seçim mimarları diye bir kavramla tanıştım. Mantığı insanların özgür karar verme süreçlerinde seçimlerini yaparken, onu yönlendirecek küçük hareketlerle dürtmek. Bu müdahaleyi marketlerden seçtiğimiz sağlık poliçesine, çocuğumuz için okul tercihi yapmaktan bir şey ararken Google yaşadığımız durumlara kadar, birçok yerde fark edebiliriz. Durum şu özetle; kendiniz için bir pantolon bakıyorsunuz, sanal ya da fiziki mağazaya girdiniz. Özellikleri yazdığınızda bir raf / sayfa dizilimi görüyorsunuz. Her ne kadar seçim kriterlerini siz belirlemiş olsanız da alternatifler önünüze seçim mimarları tarafından tasarlanarak geliyor. Hayalinizdeki/ ihtiyacınız olan pantolona ulaşana kadar 8 sayfa arar ya da katlanmış rafların en arkasındaki modellere kadar ilerleyebilir misiniz? Çoğu kez, bize ilk sunulan alternatiflerde tasarlanan cazip sebepler bizi, o 8. sayfaya kadar gitmemek adına dürtüyor ve seçiyoruz. Karar verme sürecine tekrar bakarsak sorun yok gibi, ama bu gerçekten doğru karar oldu mu? Tartışılır😊

Bu strateji, hayatımızda karşılaştığımız tüm alanlarda aktif olarak kullanımda bulunuyor, yani farkındalıkla kısmen yönetebilirsek harika. Peki bunu kendi hayatımızı kolaylaştırmak adına nasıl kullanabiliriz?

İnsan kendi ile çelişmek istemediği ve karar verme özgürlüğünü kullandığında daha işbirlikçi, tutarlı ve inançlı olduğuna göre acaba yaşam ve iş ortaklarımızın seçim mimarlığını üstlenerek kısmen dürtmek mümkün müdür?

Seçim mimarlığında en önemli nokta; kişinin seçim alternatiflerinin kısıtlanmaması (yani özgürlüğünün engellenmemesi), optimal ya da seçilmesi istenen alternatifin belirlenmesi ve tercih edilebilir olma pozisyonunun doğru algılanmasıdır.

Bu konuda bir okulda açık büfe tarzında seçmeli yemek hizmeti veren bir kantinde yapılan deney belki biraz ışık tutacaktır. Yemek dizilimlerini rastgele yaptığımızda, çocukların bazı ortak davranışlar sergilediğini görüyoruz. Sağlıklı – sağlıksız ayırt etmeme, önce karşılaştığına ikna olma ve kendinden önceki tercihleri göz önüne almak gibi. Yemekleri sağlıklı olandan başlayarak dizildiğinde, sonuçların %35 oranında daha öncekinden farklılaştığını görmek mümkün olmuş. Yani aynı çocuklar, sadece yemek alma sıralamasında, bazı ürünlerin yeri değiştiğinde %35 oranında daha sağlıklı yemekler yemiş olmuşlar. Bu çalışmada direkt yönlendirme ya da zorlama olmadığından, bu tercihler kişinin kendi seçimi olmuş, ama küçük bir dürtme ile istenilen alanda fayda sağlanmıştır.

Küçücük bir dürtme dediğimiz bu strateji ile yapabileceklerimiz, bize yapılıyor olanlar ve değişime uğratabileceklerimiz konusunda sizin de olasılıklarınız belirdi mi? Elbette bir de soru belirmiş olabilir aklınızda “Kararlarımızın ne kadarı gerçekten bize ait 😊?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir