Kendinize Yabancılaşmayın

Şu sıralar dünyaca ünlü hastalığın gidişatı ile ilgili belirsizliğin içerisinde bir sele kapılmış gidiyorken bir tedirginlik içinde uyuyup uyanıyoruz. Gelecekle ilgili dinlediğimiz ya da okuduğumuz tahminler beklediğimiz kadar berrak değil. Bir bulanıklık var gözün kataraktlı görüşü gibi, bir boğuk ses var kulağın uğultulu duyuşu gibi. Bizim dışımızda gelişen koşullar karşısında özgür değiliz ama koşulların içinde aldığımız kararlarda özgürüz. Psikolog Magda B. Arnold “Seçimlere neden olan seçenin kendisidir” der. Gerçek olan bu koşulları özgür kararımla bir yana bırakmak istiyorum, baharı ise diğer yanıma almak. İliklerimize kadar hissetmek zorunda kaldığımız hani şu canım bahar. Karantina günleri olmasaydı bu kadar derinden hissedemeyecektik diye kucakladığımız bahar. Müşfik Kenter iki ay öncesine kadar yaşayamadıklarımızı ne güzel anlatmış:

 

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, ‘Fast live’, fast food’, ‘fast music’, ‘fast love’…
Dikte ettirilen yükselen değerler, ‘in’ler, ‘out’lar…
Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar,
Size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste’ yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz mail’le arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

 

 

Gerçek Dünya

 

Doğa tomurcuklanırken, yağmurlar toprak kokusunu yayarken, sokağa çıkma yasağı olan günlerde, bütün gereksiz gürültüler logar kapaklarından yer altına karışıp giderken çeşit çeşit kuş sesleri kaplar oldu sokakları. Zihnimizin sadeleşmesine zorunlu izin verdik. Sanki bu bir zihin bayramı. Şimdiki doğal ve normal yaşamımızın içinde farkında mısınız kıyaslarımız azaldı. Ben ve diğerleri diye başladığınız, rutine dönmüş günlük kıyas düşüncelerinizin azaldığını düşünüyorum. Çünkü gerçek dünyanızdasınız. “Güzel olmaktan çok güzel olmam gerektiği düşüncesinden çektim” demişti bir arkadaşım. Ruh sağlığı uzmanları gerçek benle ideal ben arasında belli bir mesafenin bulunmasının insanın ruh sağlığı açısından olumlu olduğunu söylüyorlar. Yeni bir davranış, yeni bir bakış açısı, yeni beceriler geliştirmek için başarılarını takdir ettiğimiz ve değerli bulduğumuz kişileri taklit etmek, gelişimimiz açısından da oldukça önemli. Taklit ederiz, gelişiriz ve zamanla özgünlüğümüzü kazanırız ama bunun bir ölçüsü var ve bu yapabilme kapasitemizle de doğru orantılı. Fakat yapabilme kapasitemizin çok daha öncesinde ise kaynaklarımızla bağlantılı. Sahip olduğumuz kaynaklarımız, olmak istediğimiz kişi ya da sahip olmak istediğimiz şeyi desteklemiyorsa işte o noktada bir hüsran bulutunun içine dalıyoruz. Olmak istediğimiz kişi olamıyor, yaşamak istediğimiz hayatı yaşayamıyoruz, içsel bir çöküş ve bir içsel çatışma beliriyor içimizde bir yerlerde. Bazen midede, bazen boğazda, bazen sırtta, bazen de başta. Çoğu zaman bu içsel çatışma bilinçli olarak fark edilmese de vücuda yansıyan ağrıları hissediliyor sadece. Kaynaklarımızın yetersizliğini kabul edemediğimiz için bilinç bunları dışına atıyor ama beden de kayıt tutuyor. Çevremizdekilerin arzularına göre bize atfedilen canımız pahasına tutunduğumuz örneğin; güzel olmak, zengin olmak, birinci olmak gibi bazı kavramlardan vazgeçmeden ve içimize bakmadan gerçek özümüze ulaşamayacağız maalesef.

 

Kaynağına İnmek

 

Doğduğumuz aile, onlardan aldığımız kültür, oturduğumuz mahalle, komşularımızla kurduğumuz ilişkiler, öğrenciliğimiz boyunca her bir öğretmenden heybemize doldurduklarımız, arkadaşlarımızdan öğrendiklerimiz, okuduklarımız, iş yerlerinde biriktirdiğimiz bilgi ve tecrübeler, değerlerimiz, ilkelerimiz ve hayal gücümüz bunlar bizim eşsiz kaynaklarımız. Kaynakları geçmişten başlayıp bugüne gelerek sıraladım çünkü bizi biz yapan, bütünlüğümüzü sağlayan bu hazinelerimiz. Elimde neyim var ki? diye soruyorsanız geçmişteki bu değerli mahzene bakın. Ne cevherler var elinizde. Bir hatırlanmaya bakar. Çok iyi tanıdığımızı düşündüğümüz biri için onun ciğerini bilirim deyimini kullanırız, kendi ciğerinizi biliyor musunuz? Bugüne kadar oluşturduğunuz ve sizi koruduğunu düşündüğünüz o savunma örtünüzü biraz sıyırın ve en derine bakın. Bunları hatırlayabilmek için zihinsel bir konuşma yapabilirsiniz ya da paylaşmaktan mutlu olduğunuz, siz anlattıkça onaylayan, merak edip sohbetinizi derinleştiren bir dostunuzla konuşabilirseniz çok daha fazla şeyler hatırlarsınız. Şu günlerde çok zor ama bir zamanlar yaşadığınız sokaklarda gezinmek, oradaki havayı yeniden solumakla da bu mümkün olacaktır. Zihninizde anı defterleriniz açılacak, açıldıkça hatırlayacaksınız. Sizi eşsiz kılan cesur kararlarınız, sevinçleriniz, sevgileriniz, bir zamanlar canınızın çok yanmasına rağmen başarıya dönüştürdüğünüz acılarınızla varoluşunuz, bugüne yansıyan hayatınızın derin anlamları…

 

Bizi eşsiz ve güçlü kılan kaynaklarımızı bulmak ve de bunları kullanabilmek bir kabiliyettir. Kabiliyetlerimizin bütünü de yeteneklerimizi ortaya çıkarır. Yeteneklerimiz bizi farklı kılan, diğer insanlar tarafından kolayca taklit edilemeyen bilgi ve becerilerimizdir. Şartlar aynı olsa bile insanların yetenekleri ve başarıları benzer değildir. O yüzden eşsizsinizdir. O yüzden bir sanat eseri diğerine benzemez, o yüzden birinin sunum şekli diğerinden farklıdır, o yüzden birinin yazısı diğerine göre daha edebidir, o yüzden birinin ilişki yönetimi daha sıcak, sorunu çözmesi daha hızlı, ekibini yönetmesi daha insancıldır.  Hangi yeteneğimi nerelerden getirdim, bundan sonra hangi kaynağımla neler yapabilirim? bunları bulup düşünmek için bu zamanlar en iyi zamanlar.

 

Martin Heidegger “Geçip giden gitmiştir, geçmiş olan gelecektir.” demiş. Geçmiş değişmeyecektir ve gerçektir, çok büyük anlamlar içermektedir ve kocaman bir yapıttır. Kimse bunu sizin elinizden alamaz. Bu günler bitip de çalışma hayatınıza kendi hazinenizi bulmuş bir defineci olarak dönmek isterseniz şu söz de sizde kalsın “o kadar çok yapıtlar çıkarın ki insanlar sizi yeniden tanımak zorunda kalsın.”

 

Neler yapılabilir?

 

  • İşinize verdiğiniz aşırı önemi dengeleyerek düşüncelerinizle baş başa kalacağınız zamanları planlayın.
  • Sosyal medyada yer alan gerçeklikten uzak yaşamları kıyaslayarak, kendinizden uzaklaşmaya ve yabancılaşmaya izin vermeyin.
  • Kaynaklarınıza ve yeteneklerinize uygun olmayan gereksiz hedefler koymayın, birinden diğerine atlayacağınız çilelerle dolu tepeleriniz çoğalmasın.
  • Sizi size hatırlatacak insanlarla ilişkilerinizi yeniden canlandırın. Sizi onlardan dinleyin.

 

Kaynak önerileri

Kitap: Engin Geçtan – İnsan Olmak

Film: Maudie

Müzik: Layla Frost / The Soul Is Lost With the Rain

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir