Evden Çalışmanın -De Hali (Evde İş Başında)

Dünyada ve ülkemizde yaşanan salgın sebebi ile bir süre zorunlu olarak evden çalışmak durumundayız. Evde olduğum bu sürede farkına vardığım ve deneyimlediğim birkaç konuyu sizlerle paylaşmak istedim.

 

 

İlk olarak, bizlerin sabah evden çıkması ve mesai bitiminden sonra eve adım attığımız o ana kadar, aslında evlerimiz ve etrafında bazı canlılar için farklı hayatlar devam ediyormuş. Üst kattaki temizlik ( iyi bari ruh demedim ) hastası komşum “ Her akşam balkona çıktığımda ,”Evimiz cadde üzerinde diye mi bu toz duman acaba?” sorumu, her sabah saat 10.00 civarında yukarıdan silkelediği halısı ile cevaplamış oldu. Ben evdeyim artık canım komşum “Pardon! Halıya dikkat lütfen balkonumuzu kullanıyoruz.” Alt kattaki yönetici teyzemiz, namı diğer muhtar abla; her sabah kapımızın önünden geçen simitçi ile tartışmakta, her gün aynı şekilde ve ısrarla “burada bağıramazsın, satış yapamazsın kardeşimmmm” demekteymiş. Sokak hayvanlarını besleyen, yoldan gelip geçen herkese huysuzluğunu yaparak “Buraları pisliyorlar sonra biz yıkamak zorunda kalıyoruz, beslemeyin sokaklarda, alın evinize götürün bu kadar seviyorsanız.” bilmişliği sergiliyormuş, duymaz olsaydım…

 

Tatlı oğlum kedimiz “Tarçın”, evdeyiz diye o kadar mutlu ki… Bununla birlikte anlamsız gözlerle bize bakıyor ara sıra, sanki şunları söyler gibi; “Neden evdesiniz ey ev halkı, ben belirli saatlerde uyumaya, istediğim saatlerde yemek yemeye ve akşam eve gelme vaktinizde kapıda sizi beklemeye öyle alışmıştım ki, bütün düzenimi bozdunuz.” “Öyle ki tüm gün evdeki hareketli halinizden uyku düzenim altüst oldu. Oldukça kıskandığım evin küçük kızının sürekli beni mıncıklayarak kucağına alması, benimle bitmek bilmeyen bir oyun oynama isteği ile oyuncakları sürekli gözüme sokması ile aklım karma karışık. Yorgunum ve uyumak istiyorum. En azından gündüzleri başımdan bir gitseniz artık.”

Günde bin defa arayan aile üyeleri ile her gün düzenli olarak aynı konuşmaları, aynı sıra ile yapmaktan kendimi deli gibi hissettiğim anlar çoğalıyor. “Kızım ne yaptınız? Ne yediniz? Ne yiyeceksiniz? Her şeyiniz var değil mi? Dışarı çıkmıyorsunuz değil mi? Dışarıdan birileri eve gelmiyor değil mi?” “Daha dün, hatta akşama kadar aradığın her öğünde cevapladım ya canım annem-babam-kardeşim-sevdiğim benim” diyemeyerek yutkunuyoruz ve aynı sırayla yanıtlıyoruz. Eğer ki yanlışlıkla o telefonu yanıtlayamıyorsak da hoparlörü kızıma açtırıp; “Daha önce görüşmedeyim derdin anlardık, ofisteyim / toplantıdayım derdin tamam derdik.

Ayıp olmuyor mu şimdi evdesin kızım evde, ne işi? Ne acil e-maili?” Zorunlu olarak evden çalışma durumunda olan tüm kişilerin 1. derece yakınları için bir eğitim hazırlanmalı, çok ihtiyaç var, kesin.

Ev temizliği konusu her geçen gün ciddileşiyor. Daha dün çalışma arkadaşlarımla da paylaştım. Tam bilgisayarın başına geçiyorum ki o yerdeki toz, o rengi değişmiş gibi gördüğüm masa örtüsü, perdeler… Bir anda gözüme batmaya başlıyor. Geçen hafta halıları yıkamaya gönderdim, perdeler yıkandı, genel ev temizliği yapıldı. Camlar bile silindi, koltuk kılıfları, yastıklar yıkandı, mutfak dolapları tezgahlara indi, temizlendi ve geri yerleştirildi. Çocuğumun odası düzenlendi, kıyafetler ayıklandı… Daha sayabilirim bitmiyor çünkü. Hatta her gün çoğalıyor sanki. Bu hafta sakinleşir miyim bu konuda(?) sanmıyorum. Haftaya ‘yine mi kirlendi?!’ döngüsü olmasa bari. Şu anda aklıma boya badana fikri falan gelmesinden korkar haldeyim; her an bir duvarı ‘şöyle bir renk mi yapsak?’ ‘Amannn elim değmişken mobilyalara eskitme görüntüsü mü yapsak? Çocuğa da aktivite olur oh mis’ diyebilirim. Şirketle ilgili işlerimin bittiği her an- ki genelde akşam saat onda oluyor bu saatler- ve hafta sonları bu durum daha trajik bir hal almamalı. Yardımmm!

 

Evde çalışıyorsunuz rahatsınız, her şeye booll vaktiniz var düşüncesi de nereden çıkıyor? Bunu da anlamış değilim. Şahsen sabah 8.30 yine bilgisayar başı. Toplantılar, mailler, teklifler, aramalar, işler devam ederken; kahvaltı-yemek hazırlıkları-çocuğunuzun anlık seslenişlerini cevaplama “Annneeeee meyve mi yesek?” “Annneeeeee telefonunu alabilir miyim?” “Anneeeee biraz da benimle ilgilenir misin?” “Annneeeee bir ödev verdi televizyondaki öğretmen beraber yapalım mıı? Anneeeee.” Tam o anda gelen ‘10 dakika sonra toplanıyoruz’ mesajı… “E ben tam şu çamaşırı asacaktım, mail gönderecektim, telefonum da çalıyor sırasıymış gibi ‘Anneeeee…’ Toplantı kodunuz… Kameralarınızı açar mısınız? …”

 

Rutinde yapmaya alışkın olduğumuz eylemleri atlıyoruz çoğu zaman. Sabah kalktın yüzünü yıkadın, dişini fırçaladın, duş aldın… Buraya kadar tamam. Sonra hazırlanıp şıkıdım evden çıkma hali olmalı aslında… Bu pijama modu ile günlerrrdir evdeyiz… Aynada, aynı beni görmekten ben sıkıldım, düşünün artık. Bu hafta iş günlerinde olduğu gibi üzerimi giyinmeye, makyaj yapmaya karar verdim. Haber spikeri gibi altımda pijama / tayt, üzerimde gömlek / bluzla iş arkadaşlarımla görüşmek, ya da online kurum görüşmesi yapmaya alışamadım.

Temizlik için kayan o göz, aşağı tarafa da kayıyor malum. Yok olmuyor, bir gülme geliyor bana. Ayağımda o delik çorabımı kapatan bir ayakkabı olmadığı için aslaaa rahat edemiyorum.

Yemek yeme düzenim yok sanıyordum, varmış. Aslında, en azından sabah yiyemesem de öğlen yemeği / akşam yemeği kavramlarım varmış geçmişte benim. Sabah kahvaltısı da önemli ama, ne yapalım kaçırdık artık. Bazı günler yiyemediğimiz öğle yemeği için ‘akşama da az kaldı zaten’ telafilerimiz varmış en azından. Şu an ise, her an yeme isteği ile dopdoluyum. Kahvaltı yapıyorum, acıkıyorum. Öğle yemeği yiyorum, acıkıyorum. Su içiyorum acıkıyorum. Kızım abur cubur yiyor; ‘ben de ben de’ diyorum. Aklıma bir şey geliyor, “hımmmm bugün de salamlı peynirli pizza mı yapsak, hmmm bugün de ev poağaçası mı yapsakkkk, hadi bir de ev hamburgeri deneyelim…” Aman Allah’ım! Hızlıca günlük ev egzersizlerine başlamalı ve boğazıma dur demeliyim. İçimdeki fırsatçı aşçı; “ben evden çalışıyorum rahat bırak beni lütfeeennnn!” Bir yandan da ‘diyetisyen mi olsam’ diyorum? Bu günler geçince randevu defterleri dolacak ilk meslek grubu onlar olacak.

 

Yemek yapma konusu ne olacak peki? Hani ben çalışan anneydim? Sadece akşam ‘ne yemek yapsam ki?’ diye düşünürdüm… Bu günlerde ise her sabah yumurtanın bin birrr türlü halini pişiriyorum. “Sahanda yapalım, bugünnn patatesli yumurta yapalım, hımm bugün yumurtalı ekmek yapalımmm…” Öğlen menüsü ne olacak? Öğlen yediğimizi akşam yine mi yiyeceğiz? “Dur ben şu pilavı 1 ölçü yapayım da akşam başka bir şey yeriz…” “Amanınnnn iki gündür dolma mı yiyoruz? Yok canım bir salata bir yoğurt koyalım yanına, dur bir dakika değişiklik olsun…” Ara öğünleri, meyve, çerez kaçamaklarını ve ağzımızın hiç boş kalmadığı anları yazmıyorum bile. “Yarın ne yiyeceğiz ne yapsam ki?” diye mutfak düşünerek, yatağa hiç yatmamıştım bugüne kadar.

 

Sürekli hastaymışım gibi bir hale giriveriyorum bazı anlarda. “Kızım ateşim mi var benim, kızım ateşin mi var senin, rengin neden beyaz, aa öksürük mü başladı?” gibi günlük rutin sorular, endişeler taşır olduk. Sonrasında gelen cümleler yine aynı, birbirimizi ikna eder cinsten, az önceki o evhamdan eser kalmadan “Olabilir, hasta olabiliriz, ölümler yaşlılarda, panik yok -iyiyiz, sakiniz-” (?)

Salgın tedbirlerinde 65 yaş üzerine sokağa çıkma yasağı gelmesi de tabii ki bana denk geldi… Babacığım 70 üzeri ve rahatsız, bu durumda iş başa düştü. Yasağı duymamla babamdan gelen mesaj arasında 2-3 dakika vardı sanırım.

“Alışveriş listesi: 1 kilo elma, 1 kilo siyah havuç, 1 kilo pancar, 1 kilo muz…” Un yaz, makarna yaz, yağ yaz, deterjan yaz değil mi ama? Yok sağlıklı beslenmesi önemliymiş, kırmızı meyve suyu sıkıp, her gün içmeliymiş, kendisine iyi bakmalıymış. Ah benim babam; kaç manav market gezmek zorunda kaldım bir bilsen bu listeyi tamamlamak için. Sen sağlıklı ol da ben gezerim hiç sorun değil. Ancak vakit yok diyeceğim “evdesin kızım” diyecek kesin. Kapıdan, sanki babam cezalı / vebalı gibi ucundan tuttuğum poşetleri uzatıp “Kendine çok dikkat et babacım, ben girmeyeyim içeri” dememle elime bir banka kartı tutuşturup “Yarın maaş günüm, şu kadar çekip buraya, şu kadarı şu bankaya yatırılması gerekir. Yorgan vardı o da temizleyiciye götürülecekti.” demesi arasındaki şaşkınlığım görülmeye değerdi. Ahhaaa ben şok. Saatleri kurmalı, sabah daha erken kalkmalı, mesai başlamadan/ bir toplantı kodu daha gelmeden, dışarı çıkartmayayım diye diğer telefonumla birlikte evde tek başına bıraktığım çocuğum evden beni zır zır aramaya başlamadan, tüüm işleri bitirmeli. Koş Aslıhan, koş…. Hepsi yapıldı mı, yapıldı. Para üstü ve temiz yorgan hala bizde, babama götürülmek için bir sonraki alışveriş listesini bekliyor.

Benim ne kadar yetenekli bir çevrem varmış, ya da çevremizdeki herkes çok yetenekliymiş mi demeli? Akşam saatlerinde sosyal medyam canlı yayınlarla dolup dolup taşıyor… Piyano çalanlar, şarkı söyleyenler, online içki sohbet masaları kuranlar, tiyatro yapanlar, öyylleee oradan buradan konuşanlar, dans edenler… Neler var neler?

Bir de sosyal medya günleri tam gazz başladı; profilimdeki en güzel fotoğrafımı seç, beni de paylaş, tuvalet kâğıdı zıplatma ve meydan okuyoruummm etiketlemeleri. Böyle zamanlarda yaratıcılığımız zirveye ulaştı diyebiliriz. Salgına/ virüse dair şarkılar, besteler, şiirler, videolar, memleketimizin her yerinden izlediğimiz komik çekimler… Moral buluyoruz, gülüşüyoruz hep birlikte ne güzelJ

Memleketi ve ailesinden uzakta yaşayan ekip arkadaşım ise bu günlerde pek mutlu. “Evden çalışma nasıl gidiyor?” diye sorduğumda aldığım cevap; “Temiz ve ütülü çamaşırlar, anne yemeği…” oldu. Gerçi bu süreç beklediğimizden de fazla uzarsa aile içi çatışmalar başlayacaktır muhakkak, diye de ekledi.

 

Okumak için beklettiğimiz kitaplar, izlemek istediğimiz filmler, yarım kalmış yazılarımız, günlük koşturmacadan ötelediğimiz kâğıt kürek işlerimiz ne de çokmuş; bunları farkına vardığımız ve üzerine yapıldı işareti koymaktan keyif duyduğumuz bir dönem olduğunu da belirtmeden geçmemeli.

Özetle; bu evden çalışma haline ben pek alışamadım. Çok alışmayalım da; geçici bu süre, sağlıkla çabucak geçiversin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir