Hayatta hak ettiğinizi değil…

12 Öfkeli Adam filmini izlediniz mi?

Yönetmenliğini Sidney Lumet’tin yaptığı 1957 yapımı orijinal adı 12 Angry Man olan film suç ve dram kategorisinde yer alıyor. 18 yaşındaki bir genç babasını bıçaklayarak öldürür. Bilirsiniz Amerikan Yargı Sisteminde mahkemelerde jüri üyeleri vardır. En azından izlediğimiz Amerikan filmlerinden biliyoruz. 🙂 Bu filmde de 12 jüri üyesi yargılama süreci tamamlanan 18 yaşındaki çocukla ilgili kararlarını vermekle ilgili Jüri Odasında 12 jüri üyesi 18 yaşındaki sanığın suçlu mu yoksa suçsuz mu olduğuna karar vermek üzere görüşmeye başlar. Kanun gereği 12 jüri üyesinin tamamının aynı yönde oy kullanması gerekiyor. Yani 12 üye de suçlu ya da suçsuz kararında mutabık kalmalılar. Sanık suçlu bulunursa 1. derece cinayetten elektrikli sandalyede idam edilecek. Jüri başkanı oylamayı başlatıyor ilk oylamada 11 suçlu oyuna karşın 1 jüri üyesi suçsuz oyu kullanıyor. 8 numaralı jüri üyesi. Sonrasında tüm film bir odada 12 jüri üyesinin 18 yaşındaki sanığın suçlu olup olmadığı konusunda ki tartışmaları, bilgi alışverişinde bulunmaları ve birbirlerini ikna etme süreçlerini aktarıyor izleyicisine. Filmin bir başrol oyuncusu da yok.

İş hayatımızda, sosyal hayatımızda, aile yaşantımızda istediğimiz sonuçları elde edebilmemiz için etkili bir iletişime, birbirimizi dinlemeye ve istişare etmeye ihtiyacımız var.

İnsanoğlunun hayattaki istekleri çok çeşitli olmakla birlikte bu isteklerin tamamının karşılanması pek de mümkün görünmüyor. Kaynakların kıt ve sınırlı olması nedeniyle isteklerin karşılanması noktasında ‘’Ya benimsin ya kara toprağın’’ bakış açısıyla çatışma ve rekabet yaklaşımından ziyade karşılıklı faydaların sağlanması amacıyla işbirliği ve birlikte çözüme ulaşılabilecek anlaşma zeminlerine ihtiyaç var.

İş hayatında, sosyal hayatta ve aile hayatımızda çoğunlukla münazara ağırlıklı diyaloglara şahit oluyoruz. Herkes ‘’dediğim dedik çaldığım düdük’’ yaklaşımıyla kendi isteklerinin, düşüncelerinin öneminden ve asla bunlardan taviz vermeden karşı tarafın anlamasını, kabul etmesini ve uymasını bekliyor. Münazara zeminli iletişimler sosyal hayatta, aile hayatında, iş hayatında ki iletişim ve ilişkilerimizi çatışma ortamına çevirmekten başka bir amaca hizmet etmez. Elbette insanlar arasında fikir ayrılıkları olacaktır ki olmalı da… Farklılıklar bir toplumun en büyük zenginliğidir.

’Bu durumda yapılması gereken aramızdaki fikir ayrışmalarını karşılıklı hoşgörü ve iyi niyet çerçevesinde aramızdaki iletişimi sürdürmek, işin devamlılığını sağlamak amacıyla farklılıklar üzerinde karşılıklı faydalarımızı da gözeterek anlaşma zeminli yaklaşımlar sergilemektir’’

 Yukarıda tanımlamaya çalıştığım ‘’Müzakere’’ yaklaşımı ile işte, okulda, evde, özel hayatta, sosyal hayatta kısacası hayatın her noktasında ki ilişki ve iletişimlerimizde müzakere zeminli diyaloglara ihtiyacımız var. Bu hayattaki isteklerimizi ancak müzakere zeminli diyaloglarla karşılayabiliriz.

Frank Acuff, ‘’Uluslararası Müzakere’’ isimli kitabında diyor ki;

‘’Müzakerelerin ayrıntıları çok karmaşık olabilmekle birlikte aslında belirgin biçimde müzakere edebileceğimiz sadece 7 konu vardır. Diğer her şey bu konuların çeşitlendirmeleridir.’’

Bu yedi konu;

  • Fiyat
  • Vade
  • Teslimat
  • Kalite
  • Hizmet
  • Eğitim
  • Kaynaklar (İnsan, Para, Malzeme vb.)

Sanırım haklı da, müzakere ettiğimiz birçok konuyu bu 7 ana başlık altında toparlaya bilme ihtimalimiz çok yüksek.

Müzakere ortamının oluşabilmesinde ki en temel faktör ise tarafların her birinin, ancak karşı taraf ile anlaşmaya varıldığı takdirde muhtemel seçenekler içinden en kazançlı olanın gerçekleşeceğine inanmasıdır. Burada ki en temel ‘’Müzakere Stratejisi’’ Kazan – Kazan Stratejisidir. Genel olarak Kazan-Kazan Stratejisi denildiğinde %50-%50 gibi düşünülür. Böyle bir durumdan bahsetmiyoruz tabi ki. Zaman gelir karşınızdaki kişi 99 birim kazanıyorken sizin 1 birim bile kazanıyor olmanız istek ve beklentinizin tamamının karşılanması da olabilir. Önemli olan her iki tarafın istek ve beklentilerinin karşılayacak kazanımlar elde etmesidir.

Müzakereyi ilk düşündüğümüzde aklımıza çoğunlukla siyasi bir söylemmiş gibi daha çok devlet meselelerinde, bürokraside, uluslararası politikalarda vb. durumlarda kullanılabileceği gelebilir. Oysa hayatımızın birçok alanında günde defalarca müzakereler yapıyoruz. Müzakere öyle her zaman koca koca masalar etrafında yapılması gereken bir süreç değildir. Günlük iş ve sosyal hayatımızda ayaküstü çokça müzakere ederiz.

Mesela; ev ya da iş yeri kiralarken, bir trafik kazasında, sevdiklerimizle akşam yemeği yemek için buluşacağımız zaman, sinemaya gitmeye karar verdiğimizde hangi filmin izleneceği konusunda, evlilik hazırlığında, çocuğumuzu okula yazdırırken, yöneticimizle performans görüşmesinde… Bu liste uzar gider… Kurduğumuz her iletişimde müzakere var.

Dünya Tarihinde ve İş Dünyasında müzakere ile ilgili etkin örnekler mevcut;

  • Dünyanın ilk yazılı metni olarak da bilinen MÖ 1259 Hititler ve Mısırlılar arasındaki Kadeş Antlaşması,
  • İngiltere’de halkın 1215 yılında Monarşi ile imzaladığı dünyanın ilk yazılı insan hakları metni olan Magna Carta Libertatum,
  • Steve Jobs’un Apple’ı iflastan kurtarma sürecinde Bill Gates’i kendisine 150 Milyon $ nakit ödemeye ikna etmesi.

Yazıma 12 Kızgın Adam filmine atıfta bulunarak başlama sebebim budur. Lütfen izleyin. Film müthiş bir müzakere örneği… “Filmi zaten anlattın tadı kaçtı!” demeyin. 🙂 Konusundan ziyade filmdeki müzakere sürecini izlemeniz size çok şey katacaktır.

Peki… Arabulucu filmini izlediniz mi?

Yönetmenliğini F.Gary Gray’in yaptığı başrollerini Samuel L.Jackson, Kevin Spacey ve Devid Morse’nin paylaştığı 1998 yapımı Gerilim, Polisiye filmi. Yok, yok filmi anlatmayacağım bu sefer… Tavsiyem bu filmi de izlemeniz yönündedir. İçerisinde de çok iyi müzakere sahneleri göreceksiniz.

 

Unutmayınız ki;

‘’Hayatta hak ettiklerinizi değil MÜZAKERE ettiklerinizi alırsınız’’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir