FeSaBi (Felsefe, Sanat, Bilgi) Bölüm 2 – “Sokağa Çıkma Amca”

22 Mart 2020 Pazar saat 00:00 itibariyle Türkiye’de Corona virüs salgınına önlem olarak 65 yaş ve üstündeki vatandaşların sokağa çıkmalarına izin verilmiyor.

65 yaş ve üstünde olsaydım ne hissederdim acaba? 65 yaş üstünü “yaşlı” olarak adlandırmak çok kestirme bir yöntem. TÜİK’in “Hayat Tabloları 2016-2018” araştırmasına göre yeni doğmuş bir bireyin ortalama yaşam süresi 78,3 yıl (erkeklerde 75,6 yıl, kadınlarda 81 yıl). Şu an evlerinden çıkmamalarını istediğimiz 65 yaşındakiler için ise ortalama yaşam süresi 82,9 yıl (erkeklerde 81,2 yıl, kadınlarda 84,6 yıl).

Bu kadar kolaylıkla “yaşlı” olarak yaftaladığımız kişilerin 65 yaşını aştıktan sonra ortalama 18 yıl daha yaşamalarını bekliyoruz. 2019 nüfus verilerine göre ise ülkemizde 65 yaşın üzerinde 7.550.727 kişi bulunuyor. Bu ülke nüfusunun %9,08 ine denk geliyor. Neredeyse her on kişiden biri 65 yaşın üzerinde. Öte yandan ülkenin yaş ortalaması ise 32. Bu da “yaşlı” olarak adlandırılan 7,5 milyon kişiyi anlamamızı, onlarla empati kurmamızı zorlaştırıyor. Çünkü ülkenin büyük çoğunluğu o yaşlardan çok uzak. Ancak bir yandan da yaşam beklentilerimiz o yaşlarımızı büyük çoğunluğumuzun göreceğini haber veriyor.

Bugünlerde pek şansımız olmasa da, yoldan geçen bir “yaşlı”yı durdurup “yaşlılık nedir?” ya da “yaşlının beklentisi, problemleri nelerdir?” diye soracak olsak alacağımız cevabı az çok hepimiz tahmin ederiz. Bolca sağlık yakınması ve gençlikten şikâyet dinleyeceğimiz konusunda hemfikirizdir.

Ben size başka bir yöntem önereceğim; farklı bir “yaşlı”dan bu bilgileri almayı… Kim mi? Yaşasaydı bugün 2.126 yaşında olacak biri. Dalga geçtiğimi düşünmeyin lütfen. Bu kişi; Marcus Tillius Cicero. Hayır, yakın zamanda filmini izlediğimiz Ankara’lı casus Çiçero değil. Romalı yönetici, düşünür, hatip ve yazar Cicero.

99 yaşında öldüğü tahmin edilen Cicero bize “yaşlı” olmanın ne demek olduğunu, beklentilerini, mutluluklarını ve ümitlerini “Yaşlılık” isimli eserinde anlatıyor. İçinde çokça alıntının bulunduğu kitapta Cicero kendi fikirlerini alıntılarla harmanlayarak önümüze seriyor ve yaşlı olmanın ne menem bir şey olduğunu anlatıyor.

Sözü Cicero’ya bırakalım:

“Doğrusu, yaşlılığı kötü gösteren dört neden buluyorum:

  • İnsanı işlerden uzaklaştırması
  • Bedeni zayıflatması
  • İnsanı hemen hemen her zevkten yoksun kılması
  • Ölüme yakın oluşu.”

Öğrendik, ne güzel diye okumaktan vazgeçmeyin. Bakalım başka neler duyacağız Cicero’dan. “Felsefeye uyan insan, ömrünün her çağını sıkıntısız geçirebilir” derken yaşlılık ile felsefeyi nasıl bağdaştırıyor? İşte biz sormadan cevabı şu şekilde veriyor:

“Tıpkı ağaçta ve yerde yetişen meyvelerin zamanı gelince olgunluktan geçmesi ve düşmesi gibi, insan ömrünün de bir sonu olması zorunluydu. Bilge insan buna uysallıkla katlanır.”

Cicero işe sondan başlıyor. Ölümün doğallığını kabul edersen yaşamın kolaylaşır diyor. Üstelik bu sadece yaşlılığa ilişkin değil, belki de aklı başına düşmüş her yaşta insan için önemli bir farkındalık.

Gelelim yaşlılığı kötü gösteren dört nedene.

Yaşlılığın insanı işlerden uzaklaştırması Cicero’nun ele aldığı ilk konu. Burada gençlik ve güç isteyen işleri kastetmediğini söylüyor. Beden güçsüz olsa da yapılabilecek işlerin olduğunu anlatıyor. Bunun başında kol gücü gerektirmeyen düşünmek; doğru düşünceler ortaya atmayı öne çıkarıyor. Caecilius’a atıfta bulunarak “kendisinden sonra geleceklere yarasın diye ağaç dikme”yi öneriyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesi diğer birçok belediye gibi toplu taşımada yoğun saatler dışında 65 yaş üstüne bedava ulaşım sağlıyor. Sağlıyordu demek daha doğru. Yaşlılar için sokağa çıkma yasağından önceydi tüm bunlar. Ben de toplu taşımayı tercih ettiğimden bir gün denk geldiğim bir amcaya nereye gittiğini sordum. Ulus’a Sebze Hali’ne gittiğini söyledi. Haftanın üç günü kendi evine ve çocuklarının evlerine halden meyve ve sebze alıyormuş. Evine yakın market olup olmadığını sorduğumda ise daha taze ve ucuz olduğu için Çankaya’dan Ulus’taki hale gittiğini, böylece “bir işe yaradığını” hissettiğini söyledi. Gerçekten bir işe yaramasa da, yaradığını hissetmek bile “yaşlı”ları hayata bağlıyor. Bunun neden önemli olduğunu Cicero yine Caecilius’tan bir alıntıyla açıklıyor:

“Ey yaşlılık, başka hiçbir dert getirmesen de gelirken yanında getirdiğin şu dert yeter:       İnsan çok yaşayınca, görmek istemediği birçok şeyi görür.”

Şu an evlerine hapsettiğimiz 65 yaş üstü kişiler 1955 ve öncesi doğumlular. Neler gördüler, neler… Darbeler, muhtıralar, seçimler, krizler, siyasi kutuplaşmalar, yıkılan rejimler, kurulan rejimler, dönüşen ve değişen rejimler, devalüasyonlar, karaborsalar, yeni ekonomik politikalar, bolluk devirleri, siyasi çekişmeler, uçan anayasa kitapları, koalisyonlar, tek başına iktidarlar… Bunlar toplumsal olarak gördükleri. Bir de kişisel hayatlarında yaşadıklarını bunlara ekleyelim. Okul çağları, ilk aşkları, kayıpları, kazançları, hayat kurma çabaları, eşleri, dostları, çocukları, yitirdikleri, umutları, ümitsizlikleri, hayâlleri…

Hep bir hareket, hep bir mücadele! Ve bir gün ansızın gelen bir emirle evden çıkmalarının yasaklanmasını gördüler. Peki, hangi işe yarayacak evde otururken?

Cicero işe yarama duygusunu ikinci başlıkla birleştirir; bedeni zayıflatmamak.

“Kendini işe veren, çalışan insan, yaşlılığın ne zaman geldiğini duymaz.”

“Biraz beden eğitimi ve ölçülü yaşamayla, insan yaşlanınca bile eski gücünün bir kısmını koruyabiliyor. (…) Bedeni ölçülü olarak işletmek, gücünüzü yok edecek denli değil, tazeleyecek denli yiyip içmek gerek. Hem yalnızca bedene değil, asıl zihne ve ruha özen göstermeli; zihin, işletildiğinde çevikleşir.”

Biz ne yaptık? Virüsün bulaşmasını engellemek için oturdukları banklardan levyelerle kaldırdık onları. Neden dışarı çıkma arzusunda olduklarını belki de hiç düşünmeden. Kendimizi günün yarısını bankta oturarak geçirenin yerine hiç koymadan. Evlerinden çıkmasınlar canım demek işin en kolayı. Neden çıktıklarını anlamaya çalışmak ise o denli kolay değil.

İnsanı zevklerden mahrum kılmasını, yaşlılığı kötü gösteren nedenlerden üçüncüsü olarak anar Cicero. Maddi zevkleri dünyanın görüp görebileceği tüm sıkıntıların nedeni olarak görür. Tüm savaşlar, ihanetler, aldatmalar, düşmanlıklar maddi zevklerin eseridir der. Yaşlılığın insanı çok istese de maddi zevklerden alıkoyduğunu, bunun da gençlikte aklı gölgeleyen şeylerin yerini berrak bir düşünce ortamına bıraktığını söyler. Zevk düşkünlüğünden uzak kalmanın ruhun kendisiyle baş başa kalması zevkini ortaya çıkardığından dem vurur. Nihayetinde akıldaki bu berraklaşmanın kişinin de zihinsel egzersizlerle desteklemesiyle işe yarar bir hal alacağını ifade eder.

Bütün gün evden çıkmasın istediğimiz kişiler evde ne yaparlar peki? Evet, televizyon izlerler… Cicero televizyon, hatta internet çağında yaşasaydı ne düşünürdü acaba? Maddi zevklerden uzaklaşmanın doğal olarak aklı keskinleştirdiğini yine de iddia edebilir miydi? Tüm gününü televizyon-facebook-twitter-whatsapp sarmalında geçirseydi yine zihnini berraklaştırdığını düşünür müydü? Ortalama 32 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak bu kadar etkilendiğimiz bir “sosyal izolasyon” deneyimi yaşarken, tüm günleri ve gecelerini sosyal izole olarak geçiren “yaşlı”larımızla hala empati kuramadıysak bunun için daha ne yapmak gerekir?

Yine Cicero’ya kulak verelim:

“Yaşlı ve genç: Biri uzun süre yaşamayı umar; öteki uzun süre yaşamıştır. Hey büyük tanrılar! Aslında, insan yaşamında uzun süren ne vardır ki? (…) Sonu olan bir ömür uzun sürmüş sayılmaz. (…) Öleceğimiz kesin; kesin olmayan bir şey varsa, o da bugün ölüp ölmeyeceğimizdir.”

Dördüncü madde olan “Ölüme yakın olmak” düşüncesi aslında Cicero açısından tüm insanlar için geçerli bir olgudur. Hepimiz her an ölüme yakınızdır, tek farkla; gençken bunu görmezden geliriz. Ölümlü olduğumuzu unutturacak uğraşlar ediniriz. Felsefe profesörü Kaan Ökten’in deyimiyle “her an ölüme ramak” kalmanın hayat olarak adlandırıldığını unutmayı tercih ederek yaşarız. Bunu bilinçli, çok kez de bilinçdışı yaparız. Oysa yaşlandığımızda ayağımızı kaldırıp da atamadığımız her adım, isteyip de çıkamadığımız her basamak, okumak isteyip de okuyamadığımız her kelime, duymak isteyip de anlayamadığımız her sözcük bize bu gerçeği fısıldar: Bir gün ansızın yakalayacağımız ölümümüzün sadece birkaç saniye önümüzde koştuğu ve ölüme ramak kalmanın aslında yaşamak demek olduğu.

Bir gün yaşlanacağımız gerçeğini bir kenara koyarsak, yaşlı olarak adlandırdığımız insanlardan alacağımız çok ders var. Bunların en başında Cicero’nun gençlere tavsiyesi geliyor:

“Ölümü gözümüzde büyütmemek için, bunu daha gençken düşünmeliyiz.” Ölüm fikri ile barışmak hayatlarımızdaki en büyük prangalardan birinden kurtulmamız demek.

İkinci olarak evde kapana kısıldığımızı düşündüğümüz bu günlerde yaşadığımız bir endişe; hiç bir işe yaramamak… Oysa yaşlı diye düşündüğümüz kişilerden örnek alabiliriz. Düşünmek, düşünce gücüyle üretmek, bunu yapabilmek için kendine yatırım yapmak, birikmek, biriktirmek ve deneyimler ile harmanlayarak yeni yöntemler bulmak. Aslında bir işe yaramayacağını içten içe bildiğinde bile çaba sarf etmek, inat etmek, mücadeleden vazgeçmemek…

Ve nihayet hayat denen yolculukta belki de en önemli bakış açısı; söz Cicero’da:

“Yaşamın nesi hoştur? Daha doğrusu, güç olmayan nesi vardır? Yaşamda tatlı şeyler vardır, kabul; ama bunlar ya insanı bıktırır ya da bir dereceye kadar tatlıdırlar. Yaşadığıma pişman değilim, çünkü öyle bir ömür sürdüm ki, dünyaya boşuna geldiğimi düşünemem; bu yaşamdan kendi evimden değil de, bir konukluktan ayrılıyormuş gibi ayrılıyorum. (…) Yaşlılık yaşamın son perdesidir; bir oyunun bizi usandırmasından nasıl kaçınıyorsak, yaşlılıktan usanmaktan da kaçınmalıyız, hele yaşama doymuşsak.

 

Yaşlılık üzerine söyleyeceğim işte bu kadar; keşke siz de o çağa erseniz de, benden dinlediklerinizin doğru olduğunu kendi deneyiminizle görebilseniz!…”

 

Kaynaklar:

https://www.bik.gov.tr/turkiyede-ortalama-yasam-suresi-hesaplandi/

https://www.nufusu.com/turkiye-nufusu-yas-gruplari

https://tr.euronews.com/2019/03/18/turkiye-hizla-yaslaniyor-yasli-nufus-yuzde-16-artti

https://tr.wikipedia.org/wiki/Cicero

Yaşlılık-Dostluk, Cicero. Cumhuriyet Yayınları, 1998.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir