DinlEMEK

“Ben bir daha değerlendireyim size dönerim.” diyerek telefonu yeniden kapatmıştı. Halbuki bu yaptığımız 3. konuşmaydı. Her şeyi tekrar baştan anlattığım, üşenmeden sadece içi rahatlasın diye aynı sorulara teker teker yanıt verdiğim 3. konuşma. Aklındaki sorulara yanıt bulamadığından mıdır ya da konuşma süresince zihninde beliren yeni sorulardan mıdır bilinmez oldukça basit olan talep yine nihayete erememişti. Sorun aslında çok basitti. Ben konuşurken beni dinlememişti.

İlkokul yıllarımızdan bu yana en çok duyduğumuz kelimelerden biridir “Dinle!”. Daha annemizin karnındayken gerçekleştirmeye başladığımız bu eylem, yaşamımızı devam ettirdiğimiz her dönemde de büyük önem taşır. Bazen kendimize dönüp üzerine biraz düşünmemiz gerekir, gerçekten “hakkını vererek” dinliyor muyuz birbirimizi? Gün içerisinde dilimize pelesenk olmuş, her fırsatta vurgulayarak dile getirdiğimiz iletişim, karşı tarafa aldırmadan sadece kendimizin düşünce ve duygularını söylemekten mi ibaret acaba?

Günümüzdeki insan ilişkilerinde görülen sorunların temelini oluşturan iletişimsizliğin kaynağında, dinleme eyleminin tam ve doğru şekilde gerçekleştirilememesi yer almaktadır. Aslında bilinmelidir ki dinleme eylemi iletişimin en önemli süreçlerinden biri olup ne yazık ki en az dikkat çekenidir.

Dr. Lyman K. Steil’a göre dört aşamadan oluşan dinleme sürecinde; ilk olarak mesaj duyulur, ikinci aşamada yorumlanır, üçüncü aşamada değerlendirilir ve en son cevap verilir. Sürecin doğru sonuca ulaşması için sırasıyla gerçekleşmesi gereken aşamalarını görmezden gelen bizler, temeli yanlış atılan bir bina gibi ilk aşamayı önemsemeden son aşama olan cevap vermeye geçeriz. Sonuç ise ilk depremde yıkılan temeli bozuk bina gibi ilk çatışmada anlaşmazlıkla sonuçlanan bir diyalog olur. Günümüzde etkin dinleyici olma yetimizi kaybetmeye başlasak da doğuştan var olan bu özelliğimizi bazı noktalara dikkat ederek geri kazanabiliriz.

Çoğu zaman karşımızdaki insanı etkin dinleyip gerçek cevabı vermek yerine zihnimizde bir sonraki söyleyeceğine karşılık ona ne diyeceğimizi düşünürüz. Kullandığımız kelimeler ile kendimizi kabul ettirmeye çalışır, bir konu hakkında fikrimizi beyan ederken, ne kadar fazla kelime kullanırsak düşüncemizi karşıdakine o derece güçlü hissettirdiğimize inanırız. Dinleyici biz olduğumuzda ise aynı uzunluktaki cümleleri dinlemekten sıkılır, konuşmayı bölerek araya girmeye çalışırız.

Sonuç olarak karşıdaki kişiyi anlamanın ve kendimizi anlatmanın yeterince zor olduğu o curcuna içerisinde unuttuğumuz bir nokta var ki; savaşçılarımız kelimeler olsa da dinlemek kalemizdir. İşte bu sebeple akıllı bir komutan gibi kalemizi güçlendirmek yapmamız gereken ilk hamledir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir