Sürdürülebilir Yaşam

Gün oldu, rekabet arttı, kâr azaldı… Hayatımıza yeni terimler yerleşti: Sivil toplum ile ortaklık, şeffaflık, iyi yönetim, toplumla bütünleşmek, gönüllülük gibi çerçeve terimler. Terimden bol ne var? İnsan hakları, sosyal amaçlı iş modelleri, girişimcilik, inovasyon ve yaratıcılık, tedarik zinciri yönetimi…

Bir şekilde hayatımıza soktuk bu kavramları.

Derken toprak ses vermeye, doğal kaynaklar çırpınmaya başladı.

İnce ince fısıldadı kulağımıza…

Bazen yeteri kadar seslerini duyuramadılar, bazen de biz o sesleri anımsayamadık.

Türkiye’nin ormanlarının yalnızca yüzde 4’ünün koruma statüsü altında olmasının bize dokunacağı zarar ne olabilirdi ki?

Dünyada 1 milyar insanın sağlıklı sudan mahrum kalması ne ciddilikte bir oran acaba?

Nesli tükenen hayvanlar. Olsun ne olur ki? Nasıl olsa milyonlarca canlı türü var.

Çözüm için bekleyecek vakit yok artık. Neden mi? Çok yakında tüm kaynakları tüketecek ve kendimizle birlikte birçok türü de dünya üzerinden silecek bir hale geleceğiz.

Günümüzde dünyada her altı dakikada bir, bir canlı türü yok oluyor.

Çevre duyarlılığı son dönemde iş dünyasının önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Artık şirketler de tüketiciler de ürünlerin çevreye duyarlı olmasına önem veriyorlar. Tüketici, marketten alacağı bir ürünün ambalajının geri dönüştürülebilir bir malzemeden yapılmış olması kadar, onun üretim sürecinden taşınmasına ve rafa gelene kadar çevreye ne kadar zarar verdiğini de dikkate alıyor.

Hatta son dönemlere ülkemizde firmalar sürdürülebilirlik raporu konusunda bir yarışa girdiler.

“Girişim sermayesini duygusal sermaye ve ruhsal sermaye ile bağlamazsanız çalışmaz” sözü yayılıyor kulaktan kulağa.

Peki, bunları yapıyor olmak kurumlara neler sağlıyor, hedef kitleye ne tür mesajlar veriyor?

  • Ben iklim değişikliği konusunun farkındayım ve kurum stratejimle bunu bütünleştirdim.
  • Çevreye olan olumsuz etkimi ölçüyor ve azaltıyorum, bu konuda duyarlıyım,
  • Çocuk işçi kullanmıyorum, iş güvenliği ve sağlığı konularına dikkat ediyorum.
  • Hazırladığım ciddi sürdürülebilirlik raporlarıyla sonuçlarımı tüm paydaşlarımla paylaşıyorum; yani hesap verebiliyorum,
  • Tüketicinin ve paydaşlarımın görüşlerine önem veriyorum, dikkate alıyorum.

Daha az enerji kullanmak, çevreyi daha az kirletmek için çaba sarf ediyorum.

Çevreye duyarlı olup, duyarlılığını raporlayarak halka açan kurumlar itibarlarını yükselterek rakiplerine oranla farklılaşma konusunda önemli bir adım atmakta, ulusal ve uluslararası ticari ilişkilerde rakiplerinin önüne geçebilmektedirler.

Prof. Braungart’ın dediği gibi 30 milyar insan kadar enerji harcayan ancak hiç atık üretmeyen dünyadaki tüm karıncalar gibi bir sürdürülebilir sistem kurmak ne kadar uzağımızda?

Sürdürülebilirlik konusunda çıtamızı belirleyen karıncaların yolunda önemli bir adım “sürdürülebilirlik raporu”.

Dünya bizi üzerinden atmadan veya “Kehanet” filmindeki gibi, birileri bizi dünyadan silmeden devam edebilmenin tek yolu sürdürülebilirliğin sağlanması görünüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir