Afili Adıyla Kurumsal Dedikodu

Bazı kelimeler çok enteresan dilimizde mesela dedikodu. Dedikodu mahallede, evde düzenlenen günlerde ya da bir kahve sohbetinde yapılınca fena bir işmiş gibi görünse de iş yerleri içerisinde sanki kabul edilmiş bir ritüel gibi. Maksat ikisinde de aynı; kısmi bir bilgiyle harmanlanmış kişisel yorumlamanın kişiden kişiye/kişilere aktarılması.

Bu basitlikte baktığınızda zararı yok gibi. Yani ne olabilir ki, karşı evde oturan bekarlar eve geç geliyormuş, XXX hanımın son aldığı kıyafet hiç yakışmamış, son tatile gittikleri otelde kimle karşılaşılmış falan. Elbette dozu ve hayal gücü kullanım sınırına bağlı bir zarardan bahsedebiliriz.

Kurumlarda ise etkileri pek bir fazla. İşin ilginç tarafı insanların kendi zihinlerinden çıkan bu masum eklemelerin ya da yorumların tekrar kendilerine dönüşlerinde inanmaya çok meyilli olmalarıdır. Bu tür kurumsal dedikodunun asıl üreticilerinin kendilerinin buna bir aksiyonla karşılık vermemesi de dikkatten kaçırdığım kilit bir durumdur. Peki üreticilerin yaydığı kurumsal dedikoduya maruz kalanlara ne olur. Hadi birkaç başlıkta bakalım.

  1. Kurumsal dedikoduya sistematik olan maruz kalan çalışanlarda işe ve kuruma dair inanç sisteminde değişim meydana gelebilir. “Yok sen daha yenisin, bak göreceksin; bunlar hep böyle, fotokopi makinası kadar değerimiz yok bu şirkette”, “yok ya bu departmanda olmamak lazımmış, olacaksın ki satışta değer göresin. “Bu tip atışlara maruz kalan kurban bir süre sonra içinde bulunduğu kurumu sorgulamaya ve bilinç altında bu değer yargılarına inanmaya başlar.
  2. Mevcut koşullarından aslında memnun olan, daha kötülerini görmüş olan bir çalışan olsanız da sistematik kurumsal dedikodu sizi öğlen verilen yemekten, iki yılda bir değişen şirket arabasının markasından, ücretsiz önünüze konan kahvenin tadından şikayet eder hale getirebilir.
  3. Piyasayı çok bilen kurumsal dedikoduculardan gelen “bizim şirkette böyle kardeşim, bak rakip xxx ödeme yapıyor, bir prim sistemi var şaşarsın, millet parayı koyacak yer bulamıyor” söylemleri vardır. Nedense diğer şirkete geçtiğinizde de tersini dinlersiniz.
  4. Kurumsal dedikodu kurbanları sürekli şirkette bir atama, işten çıkartma hareketi olacağı izlenimine kapılır. Hatta bu gibi şeyleri neden son duyan olduğuna şaşırır, nasıl oluyorsa herkesin haberi vardır. Gel de inanma… Kendini bir süre sonra “bana bir şey var mı? diye araştırırken bulur.
  5. Bir de dönemsel olarak belli kişileri hedef alan örgütlenmeleri görürüz. “Kim bilir kimin tanıdığı, bak gelsin ajanlık yapar, şimdi bir şey de söylenmez buna” şeklinde asla teyit edemeyeceğiniz konulardır, şüphe ile davranmaya meyilli hale gelirsiniz.

Peki ne mi yapacağız? Nasıl bu sistematik dedikodu sürecinden zarar görmemeyi sağlayacağız?

  • Niye burada olmayı seçtiğiniz, burada olurken kabul ettiğiniz şartlara dair görünür halleri ve aldığınız riskleri kendiniz değerlendirin.
  • Şikayetçi iseniz çözümde kudreti olan kişilerle açıklıkla konuşun.
  • Bu tip kurumsal dedikodu uzmanlarını politik şekilde savuşturun.
  • Asla duyduklarınızla aksiyona geçmeyin. Mutlaka ana kaynağa ulaşın, eğer konu sizi çok ilgilendiriyorsa.
  • En azından size gelse de yayılımına hizmet etmeyin.
  • Kişisel değer yargılarınızın etkilenmesine izin vermeyin. Sizde yeni önyargılar oluşmasına engel olun.
  • İnandınız, teyit ettiniz ve hoşlanmadıysanız mutsuz çalışana dönüşmeden kişisel çıkış planınızı oluşturun ama zehirleyenler kadrosuna katılmayın.
  • Eğer yönetici iseniz bu tür durumları görmezden gelmeyin. Mutlaka hoş karşılamadığınıza dair tepkinizi gösterin ki ekip içi zehirlenmeler devam etmesin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir