E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Nerede duruyorum? Nasıl algılanıyorum? Dışarıdan bakıldığında fark yaratan biri miyim? Benimle ilgili nasıl planlar yapılıyor acaba?
Çalışma hayatında bu ve benzeri birçok soruyu kendi kendimize sorduğumuz ne kadar çok an oluyordur kimbilir.
Tüm ruhumuz ve bedenimiz ile kendimizi verdiğimiz uzun iş saatlerini bir düşünün. Yönümüzü anlamamıza yardımcı olacak işaretlerin bizden esirgenmesi azımsanmayacak bir haksızlık olur, öyle değil mi? Günlük hayatımızda birbirimizin görüşünü sıkça alıp vermenin doğal sayıldığını ve hatta ihtiyaç olduğunu düşünürsek aynı şekilde iş ortamındaki ihtiyaçlarımızın farklı olması beklenemez. Öyleyse neden söz ettiğimiz gayet açık.
Geribildirim.
Değişim zamanı gelir çatar. İşleyen çark artık aynı kalmayacaktır besbelli. Sadece çark mıdır değişime uğrayacak olan? Güvenli alanları mesken tutan çark sakinleri için de tehdit kapıdadır. Derin bir uykudan uyanmışçasına kafalarını kaldıran bu insanları seçmek hiç de zor değildir. Kasları güçsüz, gözleri yorgun, bedenleri öne doğru eğilmiş, yüzleri solgun ve donuk.
Epey zamandan sonra kendilerinden farklı gözüken yeni bir soluk girmiştir içeri. Farklı baktığı bellidir. Yaşı mı daha gençtir? Pek de değildir aslında. Kılık kıyafeti mi, duruşu mu? Nedir bu tanımlanamayan farklılık? Anlamlandıramazlar. Peki ya şimdi ne olacak? Kılıçlar havada çarpışacak, bilinene sahip çıkılıp savaş mı başlatılacak, yoksa geleni sineye çekip adım atmaya razı mı olunacak? Korku, fısıltıyla dillenir ve söylentiler tüm çevreyi sarar.
“Mutlu çalışanlar yarat” temalı konferansa konuşmacı olarak davet edilen ünlü işadamı Bay A’ya sıra gelir sonunda. Öyle çok konuşma dinlemiştir ki saatler boyu, çözümü ortada olan bir konu nasıl olur da bu denli teknik bir hal alır, anlam veremez.
Sakince ayağa kalkar, elindeki kitapla kürsüye yaklaşır. “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabından bir alıntıyla başlar söze;
Beklediğiniz otobüs bir türlü gelmez, bankamatik kuyruğunda para, sıra size gelince biter, mağazada kıyafet beğenip “maalesef bedenimiz kalmamış” sözüyle sıkça karşılaşır, hazırlanıp tam bir yere gidecekken her seferinde üstünüze bir şeyler döker, arabanızı yıkatmış yola çıkmışken kuşun gazabına uğrar, yağmura şemsiyesiz yakalanır, cebinizdeki iki anahtardan hep yanlış olanı tercih eder ve sonunda da Mörfi (Murphy)’nin kulaklarını bolca çınlatanlardansanız; size önerim, İŞ GÖRÜŞMESİNE GİTMEDEN ÖNCE MÖRFİ (Murphy) ile mutlaka anlaşın!