empty

english-falg-0turkiye-0

 
Özlem Erbaşlar

Özlem Erbaşlar

E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Düzeninizi ölçmek için sizinle kısa bir test yapalım mı? Evet diyorsanız size ait bir ortama geçin ya da hayal edin lütfen. Evinizde kendinize ayırdığınız özel bir alan, iş yerinde çalışma odanız veya üretim sahasında size ait bir bölüm olabilir. Birkaç sorum olacak.

Bulunduğunuz ortam size dağınık ve rahatsız edici geliyor mu?

Aradığınız bir şeyi kısa sürede bulabiliyor musunuz?

Size ait ortamda var olup da bir türlü bulamadığınız eşyalarınızın yerine yenisini aldığınız oluyor mu?

Dağınıklığınız yüzünden başarısız olduğunuz zamanlar oldu mu?

Bu sorulara cevaplarınız evet ise ve düzensizlik çanları kimin için çalıyor derseniz, elbette ki sizin için!

 

“Gülünce gözlerinin içi gülüyor, kendimi senden alamıyorum…” diye devam eden şarkıyı hatırlarsınız. İrfan Özbakır ‘ın bu bestesini Zeki Müren‘den dinlemek ayrı güzel, bir Türk filmi sahnesinde Emel Sayın’dan dinlemek bir başka güzel. Maalesef konuyu aşka getirmeyeceğim. Sizi Türk filimi sahnesinde ve o şarkının etkisinde bırakmayı çok isterdim. Asıl amacım gülmenin bir insana ne kadar da çok yakıştığını, iletişimi ne kadar kolaylaştırdığını ve güzelleştirdiğini hatırlatmak.

 

Aile anne, baba ve onların çocuklarından oluşan en küçük toplumsal kurumdur. Sağlıklı bireylerin yetişmesi aile içi sağlıklı iletişim ile mümkündür. Her ailenin yapısı ve iletişim şekilleri farklıdır. Kimi aileler sorunlarıyla baş ederken, üzüntü ve sevinçlerini paylaşırken, kimi aileler bunu başaramamaktadır. Bu, aileyi oluşturan anne ve babaların kişilik yapıları ve iletişim şekilleri ile alakalıdır. Aile içinde iletişim, anne baba ve çocuğun bilgi, düşünce ve duygularını birbirlerine ilettikleri ve bu iletilenleri anlamaya, yorumlamaya çalıştıkları bir süreçtir. Okula başlamış çocuklarla iletişim süreci ise ayrıca bir çaba gerektirmektedir. Okula başlayan çocuğun iletişimi artık yakın çevresiyle sınırlı değildir.

 

Toplanıyoruz

On buçuğa on kala Kemal Bey şirketin kapısından içeri girdi. Çalışanlara günaydın diyerek odasına geçti. Odanın kapısını kapadı. Önemli bir işi varsa kapıyı açık bırakmazdı. Demek ki önemli bir e-posta yazacaktı ya da önemli bir telefon görüşmesi yapacaktı.

Saat on buçuk olmuştu. Teknik Servis Müdürü Sinan hazırladığı kahve ile sigara odasına doğru ilerliyordu ki Satın Alma Müdürü Sabri gülümseyerek:

- Keyif yapmaya mı gidiyorsun? Toplanıyoruz. Bir an önce toplantıya hazırlansan iyi edersin dedi.

“Yine mi toplantı” dedi keyfi kaçmış şekilde Sinan.

 

Evinizde günlerdir, haftalardır, aylardır belki de yıllardır yaptığınız bir işe, bir gün bir yakınınız denk gelir ve yaptığınız işin daha pratik yolunu söyler, ya da kullandığınız eşyanın yerini değiştirmeyi önerir. Daha az yorulup daha kısa sürede yapacağınızı tespit eder. Siz ya bu öneriyi olumsuz bir eleştiri olarak algılar" işime karışılmasından hoşlanmam, ben dilediğim şekilde yaparım" dersiniz. Ya da "Ben bunu daha önce neden düşünemedim" der hemen uygulamaya başlarsınız.

Sadece evinizde değil, bir iş yeri sahibi, bir yönetici, bir müdür veya bir şef olabilirsiniz ve çalışanınız üretim sahasındaki bir makinenin ya da bir personelin yer değişikliği önerisi ile gelir. Siz ya öneriyi hemen değerlendirmeye alırsınız ve önerinin getirdiği kazanımı kurum için faydaya dönüştürürsünüz ( enerji tasarrufu, iş güvenliği, yeni pazar payı mevcut müşteri memnuniyeti .vb. gibi). Ya da "ilgili bölüm gerekirse yapar, görev tanımındaki işlerini yap " dersiniz. Kendinizi ve kurumunuzu bütün bu kazançlardan ve gelişimden mahrum bırakırsınız. Rekabet koşullarının tüm firmaları zorladığı günümüzde, pek çok firma çalışan önerilerinin yararını görmüş ve bu sebepten sürekli iyileştirme faaliyetleri olarak uygulamaya başlamıştır...