E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
İnsanlar sürekli aranmaktan, bulunmaktan, kendilerine para karşılığı bir şey satılmasından sıkıldı. Siz sıkılmadınız mı? Bir gün de binlerce “satın al” mesajı alıyoruz. Tam bu noktada bizler farklı olanı yapmalıyız. Hiçbir şeyi müşteriye satmaya çalışmamalıyız. Antalya’da bir firmada bunu deniyoruz. Baskıcı, ikna edici yöntemden kaçınıyoruz? Tabi biz üzerimize düşen birçok şeyi yapıyoruz müşteriyi iyi karşılıyoruz, İyi analiz ediyoruz. Rehberlik ediyoruz. Sadece müşterimizin yanında olduğunu hissettiriyoruz ve sonuç mükemmel. Pahalı bir mağaza olmasına rağmen müşteriler mutlu ve referans oranı %80 gibi yüksek bir oran. Çünkü onlara samimi, birlikte olduğumuzu yan yana olduğumuzu ve heyecanımızı ( iş yapma, hizmet etme heyecanını ) hissettirdiğimiz zaman ürüne değil faydaya ilişkimize odakladığımız zaman zaten sonuç sizin istediğiniz gibi oluyor.
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama diye bir şiir vardır RudyardKipling’in
Eğer diye bir zaman dilimi yok ki!
Eğer; Geçmişte yapılmamışların pişmanlığıdır,
ya da yapılmışların ama yanlışların! ya da gelecekteki amaçsız bir beklentilerdir!
Eğer bu böyle olursa hayatım böyle olur ile başlayan..
Ben, aslında müşteri bulma ve satış yapma taraftarı değilim. Her şey öyle mükemmel olmalı ki o satılacak, müşteriye götürülecek ürün neyse müşteri onu kendisi bulmalı. Hiçbir avukatın, ya da doktorun sizlere gelip ya da arayıp ben çok iyi bir doktorum, hastalıkları çok iyi tedavi ederim, ya da bir avukatın, ben davaları çok iyi kazanırım dediği oldu mu? Olsaydı bu kişilere ne kadar güvenirdiniz? Ben şüphe ile yaklaşırdım. Genelde böyle konularda seçimlerimizi, mutlaka bir tavsiye veya duyum niteliğinde yaparız.
Bu yazıyı lütfen yavaş ve vurgularına dikkat ederek okuyun, hani keyifli bir yemeğin damakta bırakacağı lezzeti hissederek, hızlı yerseniz lezzeti hissedemezsiniz!!! ee yazı benimse yani bu yemeğin aşçısı isem izin verin nasıl yeneceği ile ilgili ukalalık edeyim, şımarıklık deyin biraz da! Hatta deyin ki haddini aşmış! Yeter ki, şöyle sakince, keyifle, bu yazıyı düşüncenize gönlünüzü katarak okuyun…
Yaşam bir yolculuktur, Kendini bilme ve kendini gerçekleştirme yolculuğu, Hayat Yolculuğu! Yolculuğunuzun nasıl geçmesini arzu edersiniz?
Mutsuz, stresli, üzgün, öfkeli, yorgun, umutsuz, küskün, korku içinde, koşuşturmaca içinde! Kötü bir seçim değil mi? yüzünüz buruştu, içiniz burkuldu, söylerken tüm bunları yüreğiniz sıkıştı!...
Hoş geldin Ayşe, İzgören Akademi firmasına..
Kaç kişi kendine hoş geldin yazısı yazar? Bilmem, ama ben yazıyorum işte, yüreğimden böyle geçti diye…
Bir gün bir hayal kurdum; 90'lı yılların başında. İyi bir eğitmen'den eğitim alırken, hayranlık dolu gözlerle izlerken ve tüm yüreğimle dinlerken, gönlümde hafif bir kıskançlıkla bir gün ben de eğitmen olmalıyım dedim. Her düşünce bir tohummuş zihinlere atılan, bu tohum'u suladım başka eğitmenlerle, başka bilgiler ektim toprağıma, bir gün yeşermesi için, ışığı gözlerimdi, güneşi bilgiydi ve sabırla bekledim hayalini kurduğum eğitmenlik mesleği için. Kendimce denemeler yaptım, işletmemize her giren yeni arkadaşımıza gönüllü eğitmenlik yaparken...
Hayat bir yolculuktur. Kendini bilme ve kendini gerçekleştirme yolculuğu. Bu yolculuk bir oyundur da aslında. Bu oyundaki başrol oyuncusu sensindir. Oyunun yazarı da sensin, editörüde. Merkezi de sensin. Herkes senin için oynuyor. Rollerini sen dağıttın, sana yardımcı. Paradoks, her kişi için bu geçerli. Herkes kendi yaşam yolculuğunun oyununda kendi başrolünde ve merkezde her şey ve her kez onun için hizmet ediyor!
Bu yolculuğun gerçek amacı ne? Ne işimiz var burada? Ne yapmak için? Ve nasıl?
Yolculuk! Her şey kendimizi bulmamız ve bilmemiz içindir. Ne zaman kendini bulursun o zaman özgürsündür gerçek anlamda. Kendini bulmanın ve gerçekleştirmenin yolculuğudur bu. İlim, ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir" der Yunus Emre. Gerçek bilginin kendini bilmekten geçtiğini özetler. Soktarates de asırlar önce "kendini bil" der...
Kime sorsak hayattan ne istersiniz diye? En başta derler ki; para, mutluluk, sağlık, başarı ve şans. Hey millet hadi toplanın güzel yaşamanın sırlarını veriyorum derse biri size sakın aldanmayın, hiç kimse size bir şey öğretemez, ya da veremez. Ancak, güzel, mutlu başarılı ve şanslı yaşamın sırrı sizin bakış açınızda gizlidir.
Her şey bakış açısı ile başlar! Kendimize nasıl bakıyoruz? Dünyayı nasıl görüyoruz? İşimize bakış açımız nedir? Müşterilerimize? Hangi gözlerle ya da bize zamanında verilen ve bizim de takmayı tercih ettiğimiz hangi gözlüklerle bakıyoruz yaşama? Olumlu mu olumsuz mu?...
Bu yazıyı lütfen yavaş ve vurgularına dikkat ederek okuyun, hani keyifli bir yemeğin damakta bırakacağı lezzeti hissederek, hızlı yerseniz lezzeti hissedemezsiniz!!! ee yazı benimse yani bu yemeğin aşçısı isem izin verin nasıl yeneceği ile ilgili ukalalık edeyim, şımarıklık deyin biraz da! Hatta deyin ki haddini aşmış! Yeter ki, şöyle sakince, keyifle, bu yazıyı düşüncenize gönlünüzü katarak okuyun…
Yaşam bir yolculuktur, Kendini bilme ve kendini gerçekleştirme yolculuğu, Hayat Yolculuğu! Yolculuğunuzun nasıl geçmesini arzu edersiniz?
Mutsuz, stresli, üzgün, öfkeli, yorgun, umutsuz, küskün, korku içinde, koşuşturmaca içinde! Kötü bir seçim değil mi? yüzünüz buruştu, içiniz burkuldu, söylerken tüm bunları yüreğiniz sıkıştı!